Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Error in function loadImage: The image could not be loaded.

Error in function redimToSize: The original image has not been loaded.

Error in function saveImage: There is no processed image to save.

(Okuma süresi: 5 - 9 dakika)

Almanya sennfeld“Sizi ekmeksiz bıraktık ama babasız bırakmadık.” sözü Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki duruşunu, tavrını, politikasını, öngörüsünü özetler. İki seçenek sunsalar ve deseler ki, “Aç kalmak mı istersiniz, babasız kalmak mı?” herhâlde hepimizin ilk tercihi hiç düşünmeden “aç kalmak” olur. Bütün acımasızlığıyla savaşı göz önüne getirdiğimizde, bir ülkeyi böyle bir felâketten koruyanlara medyûn-u şükrân olmaktan daha doğal bir yaklaşım düşünülemez.

(Okuma süresi: 20 - 39 dakika)

 q muharremdayancMehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen simalarından birisidir. Akif, her şeyden önce içinde yaşadığı dönemi doğru anlaması; hayatın ve edebiyatın her alanında yazılı veya sözlü olarak sürekli bir çaba içinde olması; ömrü boyunca sergilediği örnek tavır ve orijinal düşünceleri ile her zaman dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır.

                 Akif, öncelikle bir şairdir, fakat bu ana kimliğinin yanı sıra onun veterinerlik, devlet adamlığı, bilim insanlığı, Teşkilat-ı Mahsusa adına görev yapmak gibi resmî yönleri de vardır. Bu durum, Akif’in, halkla iç içe olmasına hiçbir zaman engel olmamış ve o, her hâlükârda sivil kişiliği ile öne çıkmıştır.

(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

zamanyonetimiZamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz.

İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli kullanılabilmesi için, öncelikle ‘zaman yönetimi’nin öğrenilmesi gerekiyor.

Başarılı bir zaman yönetiminin gerçekleşmesi için kişi, zihin olarak hazır olmalıdır. Kişinin zihin olarak hazır olma seviyesini ‘Kendine güvenme, çaba, başarma isteği, mücadele azmi, gerekli bilgilere sahip olma, uygulamada sürekliliğe inanma’ gibi unsurlar belirler.

İnsanların kişilik yapıları, alışkanlıkları, zaman yönetimine yaklaşımlarını değiştirebilir ve kişiler bilinçli ya da bilinçsiz zaman yönetimine engel olabilirler.

Zaman yönetimine engel olan kişisel sebepler şöyle sıralanabilir: Organize olamama, erteleme, sürüncemede bırakma, kendim yapacağım tutkusu, zaman tahminlerinde yanılma, hayır diyememe, mekân düzensizliği, ziyaretçiler, telefonlar, bilgisayar vb.

(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

cahitoztelliHalk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık.

1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne ka-dar-Kayseri Şairleri” isimli kitabımdan sitayişle bahseden bir mektubunu almıştım.

Bu mektubunda, “Dadaloğlu”nu Kayseri Şairleri arasına almamızda “isabet edilmediğini”de yazıyor ve aynı günkü postadan (Köroğlu ve Dadaloğlu) ile (Zileli Şairler) kitaplarını da almış bulunuyordum.

Daha sonra, o zamanlar Kayseri’de çıkardığımız “Filiz dergisinin Eylûl/1965 tarihli sayısında (Halk Hikâyelerinde Kahramanların Tanımı) başlıklı yazısını yayınlamıştık.

Böylece gıyaben başlayan dostluğumuz, 1970’de şahsen tanışmamızdan sonra daha da artmış ve vefatına kadar engin bir sevgi ve saygı hâlesi içinde devam etmişti.

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

ramazan davulcusu“… Ne babaannem, ne de ondan sonraki kuşaktan amcalarım, yengelerim, babam, annem, bir gün bile oruç tutmazlardı ama Ramazanlarda iftar saati, oruç tutanların iştahıyla beklenirdi. Akşamın erken bastırdığı kış günlerinde babaannem misafirleriyle poker ya da bezik oynarken, iftar bir çeşit fırında ekmek ve çay saatine dönüşür, kâğıt oynarken sürekli bir şeyler atıştıran bu yaşlı ve neşeli kadınlar iftar saati yaklaşırken tıkınmayı bırakır, oyun masasının yanına, dindar bir zenginin konağında görüleceği cinsten, çeşit çeşit reçelli, peynirli, zeytinli, börekli, sucuklu bir iftar masası özenle kurulur, radyoda iftar saatinin yaklaşmakta olduğunu sezdiren ney çalarken babaannemle misafirleri, sanki sabahtan beri açmışlar gibi sabırsızlıkla “Daha ne kadar var?” diye sorarlar, top atıldıktan sonra da, aşçı mutfakta bir şeyler yesin diye bekledikten sonra kendileri de hırsla yemeğe başlarlardı. Bugün bile, ne zaman radyodan ney sesi işitsem ağzım sulanır.” (Orhan Pamuk, Resimli İstanbul Hatıralar ve Şehir, YKY, İst. 2015, s. 292.)

Orhan Pamuk’un sözlerini okuyunca aklımdan geçen ilk cümle, “Demek ki herkesin Ramazanlı bir hikâyesi, Ramazanlı bir geçmişi varmış, ama bu geçmişi içine doğulan aile ve sosyal çevre belirlermiş.” şeklinde oldu. Yukarıdaki insan kalabalığı içinde sadece aşçının oruç tuttuğu anlaşılıyor.

(Okuma süresi: 17 - 34 dakika)
araba3
Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey o akşam Mustafa Kemâl’i de dostlar meclisine götürmüştü. Bir arkadaşı Niyazî Mısrî’nin



"Kırık bin pâre[1] eden şîşe-i kalb[2]i celâlindir

Yine her pâresinde görünen rûy-i cemal[3]indir

 

Nicesi baksın etrafa ya Ahkaf yâhut Kaf[4]’a

Şu Anka kim anın gönlü nazargah-ı hayâlin[5]dir

 

Bulunmaz lâmekanîdir bilinmez bînişâni[6]dir

Hemîn ancak sana kuldur senin ehl-ü iyalin[7]dir

 

Dağıldı "mim" "sad" "ra[8]" bozuldu nisbet-i suğra[9]

Benim bu nisbetim ne mahındır ne salin[10]dir"


(Okuma süresi: 26 - 51 dakika)
kirmizilar.com 

Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu. “Kalkacak” diyordu arkadaşlarına “Yeşil Bursa’da İzmir’de kurtulacak”. 1 Temmuz 1920’de Edremit, 2 Temmuz'da Gönen, Kirmastı, Mudanya, 6 Temmuz'da İzmit, 8 Temmuz'da Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kürsüsüne siyah örtü konulmuş ve İmparatorluğumuzun ilk Başşehri olan Bursa'mızın kurtulmasına kadar bu siyah örtünün kaldırılmaması gözyaşları içinde kararlaşmıştı. Bursa mebusu Muhittin Baha Bey kürsüden Namık Kemal'in:
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini./Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini(anne) mısralarını okuyunca”,

Mustafa Kemal Paşa yerinden kalkmış, kelimelerle ifâdesi imkânsız heyecan içinde: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,/Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.” sözünü vermiştir[1].

Yunanlı subaylar Orhan Gazi ile evlenen Nilüfer Hatunun (Horofiro) türbesini “sen Türkle evlendin” diye teklemişler ve tahrip etmişlerdi. Yunanistan Başvekili Venizelos’un oğlu teğmen Sofokles Osman Gazi’nin türbesinde“Kalk koca Türk! Senden ırkımın intikamını almaya geldim. Bak kurduğun devlet parça parça oldu. Kalk! Seni bir kere daha öldüreyim de ırkımın intikamını alayım!” demiş ve ayağını sandukaya koyarak fotoğraf çektirmişti.

(Okuma süresi: 7 - 13 dakika)
kirmizilar.com

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini biliyordu. Fransız yazarları tanıtıyor ve eserlerini okutuyordu. O gün romantizm akımından bahsedecekti: “Çocuklar” dedi. “Bilindiği gibi”, “Romantizm, XIX. yüzyılın başından ortalarına kadar olan yarım asırlık dönemde hemen hemen bütün Avrupa'da hâkim olan sanat/edebiyat akımıdır. Romantizmin düşünce temeline baktığımızda ise, karşımıza Diderot, Montesquieu, Voltaire, J.J. Rousseau gibi XVIII. yüzyıl Aydınlanma Çağı filozofları çıkar[1]”Bu akımın sanat/edebiyattaki ilke ve nitelikleri özetle şunlardır”[2]:

Hürriyet: Büyük ölçüde ihtilâl ortamının sanat/edebiyat alanındaki yansıması olan romantizm akımının ilk niteliği ve

(Okuma süresi: 29 - 58 dakika)

ankaralıarabaciMustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş hayli yüklü paraya güzel bir at almıştı. Akşama vakit geciktirmeden götürmek isteyecekti. Fakat her taraftan isyan ve savaş haberleri geliyor, meclis toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Atı yaveri ile hediye olarak kabul etmesini söyleyerek Ankaralı Arabacı İsmail’e gönderdi. Kendisi de en kısa zamanda uğrayacaktı.

Arabacı zorla da olsa Paşa’nın hediyesi olan atı kabul etmişti. Bunda ananın da etkisi olmuştu.


(Okuma süresi: 29 - 58 dakika)

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş hayli yüklü paraya güzel bir at almıştı. Akşama vakit geciktirmeden götürmek isteyecekti. Fakat her taraftan isyan ve savaş haberleri geliyor, meclis toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Atı yaveri ile hediye olarak kabul etmesini söyleyerek Ankaralı Arabacı İsmail’e gönderdi. Kendisi de en kısa zamanda uğrayacaktı.

Arabacı zorla da olsa Paşa’nın hediyesi olan atı kabul etmişti. Bunda ananın da etkisi olmuştu. “Bak darılır Paşamız” demişti. “Onu kırmaya hakkımız var mı? Üstelik ihtiyacımız da var”. Bir Gün Mustafa Kemâl çıka geldi. Her seferinde olduğu gibi Arabacı İsmail’i ve anayı görmek onu dinlendiriyordu.

(Okuma süresi: 15 - 30 dakika)
ankaralıarabaciO zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil; tarih, ekonomi, felsefe gibi konularda da eğitim veriyorlardı. Askeri rüştiyede okutulan Mantık, Hesap, Usul-i Defteri, Hendese, Coğrafya, Tarih-i İslâm, Kavaid-i Osmaniye, Fransızca, İmla-yı Türki, Hattı Fransevi, Resim gibi dersler, öğrencilerin farklı alanlarda çağdaş bilgilerle donanmasını sağlıyordu. Mustafa Kemal, askeri rüştiyenin çağdaş dokusundan çok çabuk etkilendi. Onun Matematiği çok sevmesi ve dersteki ilgisi sonucu oluşan başarısı; yıllar sonra bir geometri kitabı yazacak kadar ileri düzeylere varacaktı. Artık pozitif bilimlerle tanışmış, bilimin büyüsünden etkilenmeye başlamıştı[1]. Fransızca Öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey Mustafa Kemal’den Fransızcasını ilerletmesini istiyordu. O günlerde Osmanlı coğrafyasında geçerli yabancı dil daha doğrusu eğitim kurumlarında öncelikli dil Fransızca idi. Yüzbaşı Nakiyüddin Bey de Askerî Rüştiyede Mustafa Kemâl’e “geleceğe ilişkin ilk fikirleri” veren hocalarındandı.[2]
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul), Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Herhangi bir edebi akıma katılmamış;...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Şiiri, kristal bir menşurdan geçip binbir renge dönüşen sesli ışıklara benzeten Goethe: "Hayatın da, ölümün de sırrına erip, rûha gömülen bir hazine ve batmayan bir güneşle kucak...
Anadolu Danişmendli Beyliğini kuran Melik Danişmend neslinden olduğu bilinen İsmail Hami Danişmend, 1889 yılında Merzifon’da doğmuştur. Babası Cebel-i Garbî mutasarrıflarından...
Orhan Seyfi Orhon ( d. 23 Ekim 1890, İstanbul - ö. 22 Ağustos 1972, İstanbul ), Türk şair, gazeteci, yazar, yayımcı, siyaset adamı. Türk edebiyatı tarihine Beş Hececiler olarak...
Abdullah SATOĞLU Öyle bir insan tasavvur ediniz ki, hayatında şöhretten, şehvetten, kinden, alayıştan, mevkiden ve paradan hoşlanmamış; hiçbirşeye sadakada sarılmamış, istediği...
Şair, Yazar ve Gazeteci. Gazeteci yazar Osman Olcay Yazıcı 1953 Trabzon Sürmene doğumluydu. Osman Olcay Yazıcı, 1953’te Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Küçükdere Nahiyesinin...
11 Şubat 1959 tarihinde Elazığ'da doğdu. TRT Ankara Televizyonu Belgesel Programları Müdürlüğü'nde çalıştı. Bu sırada bir çok belgesele imza attı. TRT'de 'Bir Kitabın Hikayesi'...
(1 2 Temmuz 1891, İstanbul - 23 Şubat 1971, İstanbul ),Şair, gazeteci, oyun yazarıdır. Aynı zamanda 40 yıl edebiyat öğretmenliği yapan Halit Fahri hece ölçüsünün beş şairi...
Tokat’ta doğan Suzan Çataloluk ilk ve orta Okulu İstanbul’da, liseyi Erzurum’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Sosyal...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Ayşe YAZICI YAVUZ 1980 Niksar doğumlu. 2003 yılı, Osmangazi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Aynı üniversite bünyesinde 2004 yılında Tezsiz Yüksek Lisans diploması...
Mustafa İlhan Geçer (d. 1917 , Bakırköy , İstanbul - ö. 20 Ocak 2004 , İstanbul), Türk yazar , şair , araştırmacı, eleştirmen, güfteci. Hisar dergisinin ve Hisarcılar akımın...