Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech

Prof.Dr.Hilmi ÖZDEN

Prof.DR. Hilmi ÖZDEN

(Okuma süresi: 12 - 23 dakika)

ankaralıarabaci

ankaralıarabaci
Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk terleyen Paşalar ve genç subaylar Mustafa Kemal’in anlattıkları ile daha da yanmıştı. İsmet Paşa gömleğinden gevşettiği düğmelere yenisini eklemişti. Mustafa Kemal’in anlattıklarına bir tek Fevzi Paşa hayret etmemişti. Çünkü oda Yeniçeriliğin kaldırılmasını tetkik etmiş araştırmıştı. Bildikleri Mustafa Kemal’in özetlediği tarihin bu acı sayfasından farklı değildi.  Ankara’da onları dostları karşıladı. İki Serdengeçti Giresunlu muhafız eski demiryolu şirketi olan direksiyon binasının önünde bekliyorlardı. Mustafa Kemal Paşa zaman zaman burayı çalışma yeri hem de ev olarak da kullanıyordu[1]. Bugün burada kalmayı düşündü. Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve diğer yol arkadaşları ile tek tek sarılarak ayrıldılar. Eskişehir yolculuğunun büyük ağırlığı üstünde idi. Direksiyon binasında üstünü değiştirdi. Ilık su ile yıkandı ve abdest tazeledi. İki rekat namaz kıldı ve Rabbine dua etti. Seccadeyi topladı sedire biraz uzandı dinlendikten sonra kalktı. 

Read more ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 11 Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 17 - 33 dakika)
Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi.  Ara verdiği kitap okumalarına devam ediyor, yaşına uygun hemen hemen her eseri ister ödünç isterse harçlığından alarak okuyordu. Bu kitap seçmeleri ailesinin ve hocalarının yönlendirmesi istikametinde oluyordu. Çevrede bilinirdi ki halası da babası Ali Rıza Bey gibi Bektaşi Alevi meşrebine yakındı. Mustafa Kemal, çocukken Hz. Ali[1] cenkleri, Ebu Müslim Horasanî, Seyyid Battal Gazi, Muhammed Hanefi, Danişmed-gazi, Saltık Gazi ve diğerlerini okumuştu.. Bir gün halası ona evine geldiğinde Kerbela’yı ve Hz. Hüseyin’in duasını anlatmıştı. Mustafa küçük yaşına rağmen İslâm tarihindeki bu acı olayın nasıl çözülmesi gerektiğini düşünürdü. Yıllar yıllar sonra büyüdüğünde de laik devlet anlayışı ile bunu çözecekti. Üstelik annesi Zübeyde (Hanım)Molla’dan dinlediği İslâmi bilgiler onun mektepte öğrendiği ve okuduğu kitaplardaki bilgilerle birleşince daha da anlamlı olacaktı.
(Okuma süresi: 30 - 60 dakika)
aivmkTürkler Batı Cephesinde Yunanlılarla, Güney Cephesinde Fransızlar ve Ermenilerle, Doğu Cephesinde ise yine Ermenilerle mücadele ediyorlardı. Bu ölüm kalım savaşı idi. Türkler ya insanca yaşayacaklar ya da şeref ve haysiyetleri ile öleceklerdi. Maraş, Urfa, Antep ve Pozantı halkı Fransızlara ve Ermenilere karşı destansı mücadeleler vermişlerdi.
Bu arada Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ermenilerin işgali altında bulunan Doğu Anadolu'yu kurtarmak istiyordu. Bu sebeple 9 Haziran 1920'de doğu vilâyetlerindeki durumu düzeltmek için seferberlik ilân etmiş ve gençleri göreve çağırmıştı. Fakat Rusya'nın tutumu Ermenilere derhal hücûm edilmesini engellemişti. Ama Ermenilere bir takım notalar gönderildi. 29 Temmuz'da son Türk notasına Ermeniler, Brest-Litovsk ve Batum anlaşmalarının İstanbul Hükümetiyle yapıldığı, Ankara'nın da İstanbul’u tanımadığı belirtilip, Ermenistan'ın bu anlaşmalara bağlı olmadığı belirtildi. 12 Ağustos 1920'de de bazı Oltu köylerini işgal ettiler[1]. Daha sonra Meclis Ermenilere taarruz kararlaştıracak  Türk kuvvetleri, Şark Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa komutasında Ermeni Taşnak güçlerini hezimete uğratılacaktı.
Read more ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 9 Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)

ankaralıarabaci

ankaralıarabaci
"Ankara’nın taşına bak

Gözlerimin yaşına bak

Düşman bizi esir etmiş

Şu feleğin işine bak"

Mustafa Kemal puslu bir Ankara günü gözlerini hafif kısmış alabildiğine  uzaklara bakıyordu. Alçak tepelerin kuzeyden çevrelediği şehir paşaya güven veriyordu. Toprak evler, dar sokaklar, kiremit çatılı camiler ve minareleriyle bir Balkan kasabasını andırıyordu. Hacı Bayram Camii diğerlerinden ayrı bir tepe üzerinde duruyor, arabacıların yoğun olduğu Saman pazarı yokuşuna kurulmuş pazar yavaş yavaş tenhalaşıyordu. Emir Subayına biraz alış veriş yapıp kendisinden ayrılacağını söyledi. Emir subayı “başüstüne komutanım” dedi. Paşa önce Hakimiyet-i Millîye gazetesine uğrayarak yazısını bıraktı. Çalışanlarla biraz sohbet etti. Derme çatma matbaa makineleri İstanbul’dan gizlice develerin sırtında getirilmişti. Bu gazete yıllarca Millî Mücadele’nin sesi olacaktı. Matbaa dizgisinde kullanılan kurşundan harfler düşmana kurşun gibi sözler yazıyor halka adeta kalkan oluyordu.

Read more ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 5 Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 29 - 58 dakika)

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş hayli yüklü paraya güzel bir at almıştı. Akşama vakit geciktirmeden götürmek isteyecekti. Fakat her taraftan isyan ve savaş haberleri geliyor, meclis toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Atı yaveri ile hediye olarak kabul etmesini söyleyerek Ankaralı Arabacı İsmail’e gönderdi. Kendisi de en kısa zamanda uğrayacaktı.

Arabacı zorla da olsa Paşa’nın hediyesi olan atı kabul etmişti. Bunda ananın da etkisi olmuştu. “Bak darılır Paşamız” demişti. “Onu kırmaya hakkımız var mı? Üstelik ihtiyacımız da var”. Bir Gün Mustafa Kemâl çıka geldi. Her seferinde olduğu gibi Arabacı İsmail’i ve anayı görmek onu dinlendiriyordu. O gün Arabacı Tevilat çalışmasından bir bahis anlatacaktı. Bu, Mustafa Kemâl’inde üstünde düşündüğü Zülkarneyn kıssası idi. Söze Arabacı İsmail Arap coğrafyacıların, Türklere Yecüc-Mecuc demesinin yanlışlığı ile başladı. Çünkü bir kısım Ön Asya kaynakları gibi, Arap kaynakları da, Zülkarneyn tarafından bir seddin ötesine atılan çapulcu Yecüc-Mecücleri Türk sayarlardı. Oysa doğrudan Zülkarneyn’in bir Türk, hatta Oğuz Han olduğunu ileri süren Türk bilginleri de vardı. VI. yüzyıldan itibaren doğrudan Türk adıyla öne çıkan bu kavim, VIII-IX. yüzyıldan sonra Müslüman olmaya başlayarak, İslam için de bir ümit olmuştu. Böylece bir kısım Arapların Türklere bakışı yumuşamış, hatta bir kısım Araplar Türklerin Hz. İbrahim’in Kantûra adlı cariyesinin neslinden geldiğine de inanmışlardır. Bir kayda göre Hz. İbrahim Türk hakanının kızı Kantûra ile evlenmiş imiş. Bu sebeple olsa gerek bazı Arap kaynaklarında Türklere Benu Kantura da denilmekte idi[2].
Read more ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 8 Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)

ankaralıarabaci

ankaralıarabaci
Küçük Mustafa Kemal, Topçu Kolağası Mehmet Tevfik ve Yüzbaşı Mustafa Beyler Ak Hocanın vaaz verdiği camiye vardıklarında cami dolmaya başlamıştı. Ak Hoca, Seyyid Hoca’nın talebesi idi. Seyyid Hoca’yı Balkanlarda bilmeyen yoktu. Her tarafta öğrencileri mevcuttu. 1813’de Mısır’da dünyaya gelmiş 1887’de Usturumca’da vefat etmiş ve istirahatgahı orada idi. Bir çok alim ve ariften ders almıştı. Seyyid Hoca, Hanefî fıkhı ile Maturidî akaidine sıkı sıkıya bağlıydı. Nakşîbendî, Halvetiyye-i Şabaniyye, Ekberiyye, Üveysiye gibi birçok tasavvuf yolunun seyri sulukundan icazetnamesi vardı. 1843 yılında Hacca gittiğinde ise Trabzonlu Mustafa[1] Efendiye intisap etti. Melâmet neşesini onunla tamamladı. Dini ilimlerin zahir ve batın her cihetine hakkıyla vakıf oldu. Trabzonlu Mustafa, Ahmed Yesevi’den Hacı Bayram-ı Veli’ye gelen Horasan Türk tasavvuf anlayışının temsilcisi idi. Seyyid Hoca, düşünce, hayat ve eserlerinde vahdet-i şuhud ile vahdet-i vucud’u tevhit etti.

Read more ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 4 Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 9 - 18 dakika)

ankaralıarabaci

ankaralıarabaci
Yunan ilerleyişi ve iç isyanlar sebebiyle Ankara Hükümeti bunalmıştı. Millî Kurtuluş Savaşı dönemindeki isyanlar tarih itibariyle, Mustafa Kemâl’in Samsun’a çıkışından sonraki zamana rastlamakta ve ünlü Dürrizâde[1] fetvasının yayımlanması ile Kuva-yı Milliyeyi rahatsız etmekteydi. Dürrizade Abdullah’ın fetvası diyordu ki: “Dünya nizamının sebebi olan İslâm Halifesi Hazretlerinin (Yüce Allah onun hilâfetini kıyamet gününe kadar sürdürsün) idaresi altında bulunan İslâm beldelerinde bazı şerir şahıslar aralarında birleşip ve kendilerine reisler seçerek, Padişah’ın sadık tebaasını hileler ve tezvirler ile kandırmaya, Padişah’ın yüksek emirleri olmadan asker toplamaya kalkışıp, görünüşte askeri iaşe ve teçhiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevdasıyla kutsal şeriata ve Padişah’ın emirlerine aykırı olarak birtakım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Allah’ın kullarına zulmede gelmeye ve suçlar işlemeye, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, Padişah’ın sadık tebaalarından nice mâsum kişileri kati ve masum kanları döktükleri, müminleri emiri olan Padişah emrinde bulunan bazı dinî, askerî ve mülkî memurları kendi başlarına azil ve kendi hempalarını tayin, hilâfet merkeziyle memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla yüksek halifelik makamına ihanet etmek suretiyle imama itaatten dışarı düşmekle, Devlet-i Aliye’nin nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymakta, halkı fitneye sevk ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan adı geçen reisler ile aveneleri ve onlara bağlı olan kimseler mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan yüksek emirlerden sonra, hâlâ inat ve fesatlarında direnirler ise, adı geçen kimselerin kötülüklerinden memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak vacip olup ‘Fekatilu elleti tebga hatta tefaa il emerillah’ âyet-i kerimesi gereğince katilleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olunur mu? Beyan buyrula! Cevabı budur: Gerçeği Allah bilir ki, olur. Dürrizâde  Esseyyit Abdullah tarafından yazıldı. Böylece Padişah’ın ülkesinde savaş kudretleri bulunan Müslümanların, adil halifemiz ve imamımız Sultan Mehmet Vahdettin Han hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlerine koşup adı geçen eşkiyalar ile savaşmaları vacip olur mu? Beyan buyrula! Cevabı budur: Gerçeği Allah bilir ki, olurlar. Dürrizâde  Esseyyit Abdullah tarafından yazıldı.

Read more ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 7 Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

ankaralıarabaci

ankaralıarabaci
Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları ile eski Ziraat Mektebinin binasında toplanıyorlar bazen sabahlara kadar konuşuyorlardı. Meclis tartışmaları da onu çok yoruyor, sağlığı da kötüye gidiyordu. Halide Edip, paşanın bazı günler şehrin karşı tarafına gittiğini görüyordu. Herkes de bunun farkında idi, fakat soramıyorlardı. Halide Edip, arkadaşlarına “Mustafa Kemal adeta manastır hayatı yaşıyordu. Fakat bazı akşamlar öbür taraftaki bir eve gider, başka bir muhitte bulunurdu[1]” derdi. Onun arabacı İsmail’e gittiği günlerdi bunlar, kaçamaklarıydı. Herkes kendine göre yorumladı. Mahrem günlerini Arabacının dizinde huzur bularak dinlendiriyordu. Bütün sıkıntılarını üzerinden alıyordu bu ihtiyar adam. Bir gün “baba” dedi “Balkanlarda duyduklarımı tazelediniz, adeta zihin ve gönül ağacıma yeniden aşı yaptınız” “üstelik sohbetleriniz onlarla aynı denizin dalgaları” “hikmeti ne ola ki” dedi. “Oğul” dedi koca çınar “araba da, arabacı da aynı” yolcular dinleniyor, dinliyor farklı menzillerde anladın değil mi?” “Hakikat bir nokta, onu biz çoğalttık her ne söylüyorsak noktacıdan geliyor”.

Read more ANKARA’LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 3 Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 9 - 18 dakika)

ankaralıarabaci

ankaralıarabaci
Yüzbaşı Mustafa ve küçük Mustafa Kemál birlikte Selânik'e dönüyorlardı. Bu arada tren yolunun yanındaki ağaçları gözü yakalamaya çalışıyor, fakat mümkün olmuyordu. Aile büyüklerinden ve özellikle annesinden dinledikleri ile kendi yaşadıkları zihninde tren rayındaki vagonlar gibi geçerek ilerliyordu:

1810 yıllarında birkaç aile Vodina kazasının batısında bulunan Sarıgöl nahiyesinden gelerek Selânik'e yerleşmişti. Sarıgöl'de oturanlar, aslen Türkmen olup, Tesalya'nın fethinden sonra, Anadolu'dan bu havaliye getirilerek yerleştirilmişlerdi. Bu aileler son zamanlara kadar kılık kıyafetlerini, hattâ yaşayış tarzlarını hiç değiştirmemişlerdi. Sarıgöl'e yerleşen ailelerden birinde Feyzullah adında bir çocuk da vardı. Feyzullah'a tarih kitaplarında bir gün kendisinden bahsedileceği söylense idi muhakkak ki güler geçerdi. Nereden bilebilirdi ki, sülâlesinden Mustafa Kemál adında bir genç kumandan çıkacak ve bütün dünyanın nazarlarını kendi üzerine çekmesini bilebilecekti.

Read more ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 6 Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

ankaralıarabaci

ankaralıarabaci
Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları ile eski Ziraat Mektebinin binasında toplanıyorlar bazen sabahlara kadar konuşuyorlardı. Meclis tartışmaları da onu çok yoruyor, sağlığı da kötüye gidiyordu. Halide Edip, paşanın bazı günler şehrin karşı tarafına gittiğini görüyordu. Herkes de bunun farkında idi, fakat soramıyorlardı. Halide Edip, arkadaşlarına “Mustafa Kemal adeta manastır hayatı yaşıyordu. Fakat bazı akşamlar öbür taraftaki bir eve gider, başka bir muhitte bulunurdu[1]” derdi. Onun arabacı İsmail’e gittiği günlerdi bunlar, kaçamaklarıydı. Herkes kendine göre yorumladı. Mahrem günlerini Arabacının dizinde huzur bularak dinlendiriyordu.

Read more ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL - 2 Yorum yaz (0 Yorumlar)
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech