Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

yunusemre ve molla kasim

yunusemre ve molla kasim
 İşitin Ey Yarenler  adlı Yunus Emre’ye ithaf ettiğim şiir kitabımda Molla Kasım bendinde; 

                     ‘’Bir ikindi vaktidir Sakarya’nın Porsuk’u konuk aldığı zaman

Gölgelerin ötesinden gelir sancılı doğuşların müşfik sesleri

Evcil hüzünler dolaşır Anadolu yaylasının duygu arılığında

Muradını alamamış girdaplarda ince sızılar döner durur

Münzevi karanlıkların içinde kaybolur insan çoğu kez

Bir isyan çığlığı kırılır inkârın çukurunda kör fitnenin kanadı

Mahcup pişmanlıkların içinde depreşir kayıp hüviyetli şehirler

Şüphen kurtuluş müjdesi olsun kuşa balığa ve insana

 

Ey Molla senin elindeyse dört kapının ışıktan anahtarı

Durma dört kapıdan gir içeri sırasıyla ve ürkmeden’’ demiştim.  

     Burada imgesel bir anlatımla Molla Kasım’ın kendi anlayışına göre  Yunus Emre’nin aykırı, haram ve  sakıncalı bulduğu şiirleri yakmasını ve suya atmasını ifade etmiştim. 

Menkıbeye göre, Yunus Emre’nin şiirlerinin bulunduğu defter bir şekilde Molla Kasım’ın eline geçer. Molla Kasım, farklı bulduğu şiirleri yok eder. Ancak, ‘’Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme/ Seni sıgaya çeker/bir Molla Kasım gelir’’ şiirini okuyunca ürperir, şiirleri yakma ve yırtıp suya atma işinden vazgeçer, pişmanlık duyar, Yunus’un büyüklüğünü anlar.

    Menkıbe, tanınmış ve tarihe geçmiş kişilere ait fıkra, hikaye ve efsanelere verilen addır. Menkıbeler, ele aldıkları kişilerin halkın gözünde nasıl göründüğüne dair ortaya koyduğu özellikler açısından çok önemlidir. Menkıbelerde ise belgelerdeki nesnellik görülmez. Menkıbeler, gönül gözüyle görüleni anlatan sözlü ürünlerdir. Yazıya daha sonra geçirilmişlerdir. Menkıbeler, sembolik anlatımlardır. Bir gerçeğe dayanıp dayanmadıklarından çok, vermek istedikleri mesaj önemlidir. O mesajı okuyanların yorumlamaları konuya açıklık getirmektedir. Menkıbelerin çoğunda da ulu kişilerin kerametleri gösterilmek istenmektedir. Peygamberlerin gösterdikleri olağandışı/doğaüstü olaylara mucize denilmektedir. Ulu kişilerin gösterdikleri doğaüstü olaylar ise keramettir. Bunlar, Tanrı tarafından peygamber ve velilere bahşedilir.

     Söz konusu menkıbeyle ilgili Mustafa Özçelik şunları söylemektedir: ‘’Molla Kasım menkıbesi ise her bakımdan ilginç bir menkıbedir. Bu menkıbede Molla Kasım, hikmet ve aşk bakışından yoksun bir zahit kimliğiyle Yunus’un şiirlerini zahirine göre tasnif eder. Uygun bulmadıklarını yarıp bir kısmını yakar bir kısmını da nehre atar. Menkıbenin bize verdiği ilk ders, şairin bir özdenetim/özeleştiri anlayışıyla hareket etmesi gerektiğidir. Buna göre, her şairin içinde bir Molla Kasım’ı olmalı ve şiirini kıyasıya eleştirmelidir. Menkıbe bize aynı zamanda şairin şiiri ortaya çıktıktan sonra da başkaları tarafından kıyasıya eleştirilebileceğini ve şairin buna hazırlıklı olmasını, bunları yadırgamaması gerektiğini de ortaya koymaktadır.’’

    Arif Nihat Asya ise menkıbeye daha değişik bir zaviyeden bakar:’’Molla Kasım, bazı sathi hükümler hilâfına, Yunus’u yırtıp parçalayan, çiğ, hoyrat bir adam timsali, açıkçası ham ervah numûnesi değildir. Molla Kasım, Yunus’un mirasını şer’-i şerîf  üzre ve hakkaniyetle, vârisler arasında taksîm eden bir adâlet timsalidir ve bilerek veya bilmeyerek, gaybın emriyle hareket etmektedir. (Kasım) kelimesi de (taksim eden) demek olduğuna göre, bu vazifeye son derece uygun düşmektedir. Bir nevi kassamlık yapmaktadır. Zaten Molla Ali, Molla Mehmet olmayıp da Molla Kasım olması, bu manadadır. Onun adaleti sayesinde melekler de insanlar da, balıklar da payını almıştır.’’

     Zahit-derviş, medrese- tekke tarihi süreç içinde zaman zaman çekişme içerisine girmiştir. Hallac-ı Mansur, Nesimi gibi âşık/düşünürler sözlerinden dolayı  ölüme mahkum edilirken bazıları zındıklık ve  ilhadlıkla suçlanmışlardır. Tasavufi vecd içinde söylenen sözleri küfr-i sarih olarak ilan edilmiştir. 

    Mutasavvıfların yanlış anlaşılmaya meydan verecek olan sözleri Molla Kasım menkıbesinde de olduğu gibi hakikatin  kavranmasıyla telafi edilmektedir. Bu yüden şarihler, ince hayâlleri, girift mazmunları, anlam kapalılıklarını açıklamak üzere şerhler yazmışlardır.

   Molla Kasım, Yunus Emre şiirlerini yırtıp suya atması, yakıp göğe savurması ve bunlardan geri kalanların muhafaza etmesi  üç katman varlık için  nasip dağıtmak için görev mi yapmıştır? Yoksa şiirlerin bir eleştirmeni midir? Elbette iki görüş de  gerekçeleriyle birlikte  muteberdir.

      ‘’Şeriât tarikât yoldur varana/Hakikat marifet andan içerû’’ diyen Yunus Emre  asıl ulaşılması gereken hedefin ‘’hakikat’’ olduğunu  belirtir. Tasavvuf dilinde hakikat; sufilerin  iradelerini Allah ile ebedileştirme noktasına ulaştırmadır.  Niyâzi-i Mısrî’nin beyiti konuyu açıklamaya yeterli gelecektir: ‘’Savm ü salât ü hacc ile sanma biter zâhid işin 

                      İnsân-ı kâmil olmağa lâzım olan irfan imiş’’

Comments powered by CComment

Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Bireyi kendilik hissiyle yakınlaştıran/ uzaklaştıran olgular dizgesi, toplumsal sorumluluklar ve ihtiyaçların bir-biriyle olan uyumu/çatışmasıyla doğru orantılıdır. Bireyi...
Yoksa başlığa gene “Oğuz Uykusu” mu demeliydim… Son yıllarda bâzı muhâfazakâr çevrelerde gittikçe genişleyen bir Mevlânâ aleyhtarlığı gözlüyorum. Esâsen bu üzüntü verici durumu...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
Ağaç mıyım, ağaçtan düşen yaprak mı? Dallarım dik mi duruyor tüm rüzgâra, soğuğa karşı Yoksa en ufak üfleyişte sarkıtıyor muyum dallarımı yerin bin kat dibine? Neyim ben? Gül...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
Romancılık ve tarihçilik farklı şeyler tabi. Romanı deneyen tarihçiler var, ama her tarihçi roman yazamaz, romancı da tarih yazamaz. Tarihi malzeme olarak kullanmak farklı bir...
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Anı ana ekleyip, hâlden hâle geçmek: değişmek. Ne geçmişte ne de gelecekte, değişim şimdide. İbn Sina üç şimdinin içinde birden yaşar: Geçmişin şimdisi; şimdinin şimdisi;...