Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ahmet URFALI">
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

  isitin ey yarenler 210130Anadolu’nun birinci fetret dönemi diyebileceğimiz 13.Yüzyılın sonu ile 14.Yüzyılın başlarında yaşayan Yunus Emre, bu zaman diliminde pek çok siyasi, askeri, sosyal ve kültürel buhranlara tanıklık etmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti otoritesini kaybetmiş, istilalar, isyanlar ve iskân sorunlarıyla boğuşmaktadır. Moğol istilası bütün acımasızlığıyla sürmekte, Haçlı Seferleri büyük sıkıntılara sebep olmaktadır. Anadolu, gerek doğudan gerekse batıdan sıkıştırılmakta, Babai ve Cimri isyanları ise iç huzur ve asayişi ortadan kaldırmaktadır. (1)

Öte yandan kıtlık ve yoksulluk had safhada hüküm sürmektedir. Yunus Emre’nin yaşadığı yıllarda Anadolu’nun henüz manevi bütünlüğü kazanılamamış, milli birlik dağılmış, Selçuklu devlet yapısı taht kavgaları sebebiyle temelinden sarsılmış, Moğol orduları her yanı ezip geçmiş, büyük bir kuraklık yurdu kasıp kavurmaktadır. Genç Osmanlı beyliği henüz taze bir fidan olarak boylanmaktadır. Kinin,  mevki ve mansıp ihtirasının at oynattığı, kardeşin kardeşe düşman olduğu o yıllarda Yunus,  sanki insanları bütünleyici, birleştirici, bir potada kaynatıp birbirine kaynaştırıcı unsur olarak gösterilmiş bir Tanrı lütfu, bir Tanrı ihsanı ve armağanı, bir Tanrı rahmetidir.

  O, türlü iç ve dış etkilerle parçalanmış, sükûn ve huzura muhtaç bir yurda, elinde sevgi, dilinde barış reçeteleriyle sevmeyi, sevilmeyi aşılamak, kini yok etmek, sevgiye dayalı bir barış düzeni kurmak için dünyaya gelmiştir.(2)

 Böyle bir çağda sevgi dilini kullanarak

Mehmet Kaplan, Yunus Emre’nin; 

‘’ Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için

Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim.’’ sözünden hareketle, ‘’ Davi ve sevi, birbirinin zıddı olan iki kelime. Birincisi savaş, ikincisi barışı da içine alan aşktır. Dost, her zaman gönülde ağırlanır. Onun için gönüller yapar. Gönül de, özellikle gönüller şeklinde ele alınarak birdenbire genişlediğini görüyoruz.’’ açıklamasını yapar.(3)

    Yunus Emre, buhranlı bir çağın insanıdır. O; buhran, sıkıntı, düşmanlık, savaş gibi insanlık varlığının tehlike ve tehditlerinin yerine sevgi ve barışı önermektedir. Savaşın panzehirinin barış, kin ve nefretin panzehirinin sevgi olduğunu belirtilmektedir. Davi kelimesinin anlamı olan; ‘’bir şeyi iddia etme’’nin karşısına sevi kavramı çıkarılmaktadır. Yunus Emre’nin elbette bir ‘’davi’’ si yoktur. Ama onun bir ‘’sevi’’si vardır ve bu sevinin gayesi de gönüller yapmaktır. (4)

Yunus Emre’de görülen davi ve seviyi, kaos ve kosmos kavramlarıyla da açıklamak mümkündür. Kaos ve kozmos kelimeleri daha çok fen bilimlerinde kullanılan iki terim iken sosyal bilimciler tarafından da toplumsal olayları yorumlamak için de gündeme getirilmiştir. Kaos; düzensizliği, kosmos ise düzenliliği ifade etmektedir.  Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Folklor Enstitüsü Mitoloji Bolüm Başkanı Doç. Dr. Seyfeddin Rzasoy,’’ Oğuzlarda “kozmos” un, Oğuz” diye adlandırıldığını ifade eder.  Düzenlilik, düşünce ve uygulamasının Türk milletinin bir özelliği olduğu vurgulanır. Nihat Sami Banarlı’nın, ‘’Yunus Emre’yi, Türk düşünüşünün Anadolu’daki ilk büyük şairi’’ olduğunu belirtmesi de bu yüzdendir. Yunus Emre, sevginin hem fert hem de toplum üzerinde sağlayacağı sinerjinin farkında olan bir sanatçı olarak bu alanın millet hayatına vereceği geniş imkânları sonuna kadar kullanmıştır.

Yunus Emre, bütün insanlığa sevgi diliyle seslenir. Bilgi, sevgi, kanaat ve imanın yoğurduğu; biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir varlık olan insan, davranış ve sosyal ilişkilerdeki tutumuyla değerlendirilir. İnsanın en temel vasfı, gönlündeki sevgidir. Gönlünde sevgi olmayanlar, insan olma özelliğini kaybederler. Sevgi, insanlara doğuştan verilen bir duygudur. Sevgi topluma huzur ve kardeşliği getiren birleştirici unsurdur. 

     Kutlu Elçi; ’’ Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” derken toplumsal dayanışma, barış ve huzur kaynağının sevgiden geçtiğini ifade buyurmuştur. İnsanda kin, nefret gibi kötü duyguların da bulunduğu bir gerçektir. Bu duygularını yenmesini bilenler ‘insan-ı kâmil’ derecesine yükselir.

     İnsan kendisine bahşedilen akıl sayesinde; sevgiyle nefreti, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini ayırt edebilir, bunlar arasında tercihte bulunabilir. Bu tercihin olumlu yönde olması insanı yüceltip saygın hâle getirir.Nice güç sahipleri, sevgi yerine nefret dili kullanmaları sebebiyle çatallı dillerinden zehir akıtarak insanlar arasında düşmanlık meydana getirmişlerdir.

  Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin;

“Sünnettir, kâfir olsa da insanı incitme.

Gönlü katı olan ve kalp kırandan Allah şikâyetçidir.” sözü gönül medeniyetinde kilitli kapıları açan, mühürlü kalpleri huzura kavuşturan  kutsal anahtar olmuştur. Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin takipçileri ve gönüldaşları bütün Türk dünyasını bu şuurla aydınlattığı gibi kin, nefret ve zulmün hüküm sürdüğü coğrafyalara sevgi tohumları saçarak yeşertmişlerdir.

    Sevgiden rahmet doğar. Yaradan’ın bağışlaması ve yardımı sevginin hüküm sürdüğü toplumların üzerindedir. Evrendeki her şey insan için yaratılmış, insanın emrine verilmiştir. Asıl olan insanın bu şuura sahip olarak hamd ve şükrünü sevgi ile donatıp Hak rızasını kazanmaktır. İnsan; hamlığını pişirmeli, oradan da içindeki kin, nefret gibi kötü duyguları silip atmalıdır. Sevgi, sözle güzelleşir. Sevgi diliyle söylenmiş bir söz bütün evreni aydınlatmaya kâfidir.

‘’Kişi bile söz demini

Demeye sözün kemini

Bu cihan cehennemini

Sekiz uçmak ede bir söz’’ 

Yunus Emre’nin deyişiyle güzel bir söz, dünya cehennemini cennete çevirir.Yunus Emre’nin sevgi kaynağı ilahidir. O, ‘’yaratılmışı Yaradan’dan ötürü sever.’’ Yunus, Allah aşkıyla kendi benliğinden geçerek bütün yaratılanları ‘Allah için sevme’ anlayışına sahiptir.

        Kavga yerine sevgi ve barış, kötülük yerine iyilik; çirkinlik yerine güzellik, ayrımcılık yerine bütünlük, kin, haset, düşmanlık yerine hoşgörü, softalık ve yobazlık yerine gerçek inanç…tavsiyesinde bulunan, olumlu kavramları tercih ederek bunları davranışa dönüştürmenin olgun insan olmanın gereği sayan Yunus Emre, insan cevherinin özünü yakalamış, bir ulu gönül insanıdır. Onun çağrısı, sözündeki sevgi ve yüksek insanı değerler 21.yüzyılın buhranındaki insanlığa da müjdeler sunmaktadır.

…….

1 Mehmet Demirci, Yunus Emre’de İlahi Aşk ve İnsan Sevgisi, s.6

2 Müjgan Cunbur, Türk Yurdu, Yunus Emre’nin Sevgi ve Barış Dünyası, s.36

3 Mehmet Kaplan, Yunus Emre-Makalelerden Seçmeler, s.199

4 Mustafa Özçelik, Bizim Yunus, s.11

Comments powered by CComment

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech