Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ahmet URFALI">
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

turk destan sairi ibrahim sagirDestan, sözlü bir edebiyat verimi olarak kadim milletlerin en eski dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Destan, milletlerin hayatlarında derin izler bırakmış, büyük yankılar uyandırmış savaş, göç, felaket gibi tarihi bir ortak acıya dayanmakla beraber bir tarih metni değildir. Manzum olarak ozanlar tarafından dillendirilen ve birer edebi özellik taşıyan bu metinler, zaman içerisinde mitolojik,  efsanevi, hayali, olağandışı unsurların katılmasıyla bambaşka bir kimlik kazanır. Destan, bir milletin ülküsünü, moral değerlerini, milli vicdanları ifade etmeleri bakımın büyük öneme haizdir. Destanlara bakarak ait olduğu milletin kültürel değer yargılarını, maneviyat ve ruh halini, ortak özelliklerini öğrenmek mümkündür.

    Türk milleti, yayıldığı geniş coğrafyada farklı felaketlere maruz kalmış, ortak acılar yaşamış ve bu olaylar milli şuurda derin izler bırakmıştır. Bu felaketler, ozanlar tarafından destan parçaları olarak manzumeler haline getirilmiştir. Ancak destanın tam teşekkül etmesi sayılan, büyük bir destan şairinin ortaya çıkarak bu parçaları tasniflemesi gerçekleşmemiştir.

  Milli Edebiyatın öncüleri Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin’in ısrarlı çalışmaları sonucunda kalem şairleri Türk destanlarına yönelerek özet metinlerden  yeni manzumeler yazmışlardır.

  Ziya Gökalp, şiirlerini topladığı Kızıl Elma, Yeni Hayat ve Altın Işık adlı eserlerinde Türk destanlarından esinlenmiştir. Altın Destan, Ergenekon, Esnaf Destanı, Balkanlar Destanı, Kızıl Destan manzumeleri  hem geçmişe hem de geleceğe dair bir misyon taşımışlardır. Milli şuurun yenilenmesi bakımından bu eserler büyük görevler üstlenmişler ve etkileri günümüze kadar da devam etmektedir.

    Yeni destan manzumeleri Milli Edebiyat ve Milli Mücadele Edebiyatı dönemlerinde şairlerin yoğun ilgisini görerek eserlerine yansımıştır. Cumhuriyet Döneminde de gençlere rol-model oluşturma, milli heyecanı artırma düşüncesiyle müstakil şiir kitapları hazırlanmış veya şiirler yazılmıştır.

    Bu şairler arasında;  Fazıl Hüsnü Dağlarca, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Behçet Kemal Çağlar, Basri Gocul, Attila İlhan, Haluk Nihat Pepeyi, Enis Behiç Koryürek, Ceyhun Atuf Kansu, Nihal Atsız, Orhan Şaik Gökyay ve Arif Nihat Asya sayılabilir.

    Şairler, destanlarında görkemli bir üslup kullanırlar. Efsanevi kahramanlar, soylu duygular,  yüksek ülküler bu üslubu çok farklı kılar. Destanlardaki ifadeler; gök gürlemesini, kös davulunun gümbürdemesini, Köroğlu avazını andırır. Hareketliliği ve olay akışı itibarıyla etken bir yapı arz eden destan, bu örgüye  bağlı olarak sürekli ihtişam içeren bir anlatımla söylenir. Benzetme sanatının en güzel örnekleri destanda görülür. Tabiat ve kahramanlar  özgün benzetmelerle betimlenir. Bu aynı zamanda sözlü edebiyatın da bir özelliğidir.

Destan, milletlerin gizli rüyalarının edebiyatta somutlaşmasıdır. 

    Sözü buradan Türk şiirinin Koca Çınarı İbrahim Sağır’a getirmek istiyorum. Sağır’ın yayınlanmış iki şiir kitabı bulunmaktadır. Bunlar,  Duygu Kervanı ve Bir Kapıdan Bir Kapıya adlarını taşımaktadır. 

      İbrahim Sağır, kendisiyle yaptığımız bir sohbette Türk şiiriyle ilgili şunları söylemişti: ‘’Türklerin İslamiyet’i kabulü olan  10.yüzyıldan sonra Divan şiirine paralel olarak halk şiirimiz yani ( Âşıklık edebiyatı) geleneğimiz de, Türk milletinin ruh köküne uygun olarak gelişmiş, olgunlaşmış ve bugünlere gelmiştir. Klasik Türk Edebiyatı, Divan Edebiyatı, Eski Türk Edebiyatı da diye de adlandırılan edebiyatımız ise Avrupa hayranı bazı aydınlarımız tarafından karalana karalana unutturulmak istenmektedir. Yani Avrupa sevdasına o muhteşem edebiyatımızın, şiirimizin ihtişamına gölge düşürmek için ellerinden geleni esirgememektedirler. İşte o muhteşem hazineden faydalanmadan oradaki söz sanatlarından oradaki teknik özelliklerden bugünün şiirine örnekler sunmadan şiir yazan şairlerimizin uzun uzun düşünmeleri gerektiğine inananlardanım.’’ Sağır, bu sözleriyle  eski şiirimize sahip çıktığını izah eder. Sahiplenmek sadece sözle kalmaz, bunun yanında eski şiir tarzını yeni imgelerle zenginleştirir.

    Sağır’ın destan çalışmalarını yakından takip eden birisi olarak şöyle demiştim: ‘’ İbrahim Sağır, son günlerde Türk tarihi ve Türk şiiri için çok önemli bir esere vücut vermek için çalışmaktadır. Türk Destanı adını taşıyacak olan bu eser, eski Türk destanlarını bir bütünlük içinde verecektir. Geçmişte birkaç denemesini gördüğümüz bu tür bir çalışmalar, Sağır’ın elinde ve gönlünde daha etkili bir çehreye bürünecektir. Türk tarihi, kültürü ve şiirine bin güzellik katacak olan bu eserin yazılması hususunda değerli ağabeyim Sağır’a güç-kuvvet vermesi için Allah’a dua ediyorum.’’ 

    Sağır, nihayet bu çalışmalarını bitirerek ‘’Türk Destanları’’ adlı şiir dosyasını bitirerek basım aşamasına getirmiştir.

    Yayınlanan iki şiir kitabında  aşk, vatan-millet konularını ağırlıklı olarak işleten Sağır, bu defa farklı bir konuya yönelmiş, Türk destanları ile Ahmet Yesevi ve Yunus Emre menkıbelerini şiirleştirmiştir. Ustalığını bu alanda da belirgin bir şekilde ortaya koyan Sağır, şiir kültürü ve şiir bilgisinde üstün bir birikime sahip olmanın avantajını yüksek yeteneğiyle birleştirerek yeni güzellikler sergilemiştir.

    Sağır, Türk Destanlarının ön sözünde; ‘’ Türk tarihi, bu yönüyle bir destanlar tarihi, bir var oluşun ve her defasında yeniden dirilişin sembolüdür.Bunlar aynı zamanda Anadolu’daki Oğuz Türklüğünün bir hayat hikâyesidir. İslamiyet’ten önceki Türk destanlarını bir kitap içinde toplayarak ve şiirleştirerek hem daha kolay anlaşılması, hem de hepsinin bir arada olmasını hedefleyerek bu çalışmayı yaptık.Bazıları ne lüzum vardı veya neye faydası olacak ki; onlar tarihin tozlu sayfaları arasında uyumaya devam etsinler diye düşünebilir. Ama biz geçmişini bilmeyen tarih şuuruna eremez düsturunu hedef seçerek böyle bir yolu tercih ettik. Türk milletinin tarihî yolculuğunda, kadim geçmişinde destanların çok önemli rolünün  olduğu bilinmektedir. Destanlar bütün milletlerin tarih sahnesindeki özelliklerine, zaferlerine, yenilgilerine, medeniyet yolundaki ilerleyişlerine ışık tutan en önemli tarihî belgelerdir. Biz de meseleye bu açıdan bakmanın doğru olacağına inanarak Türk Destanlarını nesir halinden şiire adapte ederek okuyucuya sunmayı kendimize bir görev bilerek bu yola koyulduk. Şu hususu önemle belirtmeliyim ki bu kitap bir tarihî vesikalar kitabı değil, Türk ırkının var oluşundan beri kadim destansı hayat macerasının şiir halinde sunuluşudur. Şüphesiz bu Türk Destanlarını nesir halinden şiire adapte edilmesi için çok emek vermemiz gerektiğini işin içine girince anladık.’’ diyerek amacını ve uğraşısını açıklamıştır.

    Türk Şiirinin Koca Şairi olarak tanımladığız İbrahim Sağır,Türk Destanlar adlı şiir çalışmasıyla destan şairleri arasında seçkin bir yere konumlanmıştır. Bu güzel eserinden dolayı kendisini kutluyor, bir an önce kitap olarak yayınlanmasını diliyorum.

Comments powered by CComment

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech