Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ahmet URFALI">
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)
Bunu okudun 0%

 siir02Şiir yazmaya başlayışımı ‘’Yolbaşı Türküsü’’nde belirtmeye çalışmıştım:

Gökyüzünde bir hümadan doğdum ben bahar yağmurunun ardından

Ad verme törenimde ezanı sözün bilgeleri okudu sağ kulağıma

Sol kulağıma hikmetin uluları fısıldadı kameti

İlhamımı aldım beşiğim sallanırken dinlediğim ninnilerden

Ve bir gazinin görmeyen gözlerinden baktım seferberlik günlerine

Bozlaklar ezgilendi aşk mağduru gönüllerde duydum ağladım

 

Görkemli hayallerin ışığına yürüdüm çetin çığralardan geçtim

Ve eksik kalmasın diye güzelliğin geleceği

Gerçeğin gün ortası aydınlığından yoksun kalmasın diye vadiler

Bir Köroğlu avazı salıp karanlık koyaklara yiğitliğin narasından

 Dağ duruşlu erlerle kutlu toprağa diz vurup geldim

 

Çağrısına uyarak çıplak ve yalnız bozkırın

Yelesinde teri buğulanan soluğu alevli atlara binip

Nal sesleri ile poyrazı yarıştırdım karayelle güreştirdim

Geç göverse de meşeleri tez geçse alca güllerin vakti

 Sürükleyip getirdim bozkıra hasretlerin adı olan yeşili 

        Dedem Ahmet Çavuş, Yemen ve İstiklal Savaşı gazisiydi. Ondan seferberlik türküleri, marşlar öğrendim. Dedem Ahmet Çavuş, yanık sesi doğrudan insanını yüreğine seslenirdi. Ben onu dinledikçe hüzünler içinde yeni ufuklara kanatlanır, yeni tedailere yönelirdim. Dedelerimin benim üzerinde çok büyük etkileri olmuştur. Abdil dedem de Galiçya ve İstiklal Savaşında bulunmuş bir gaziydi. Her ikisinden de imparatorluğumuzun dağılma sürecinde yaşanılan felaketleri gözyaşları ile dinledim. Bu durum ben de psikolojik olarak derin izler bıraktı. Ahmet dedem ağıt yakar, Yunus Emre’nin ilahilerini, Karacaoğlan’ın türkülerini söylerdi. İlk derslerimi ondan aldım. Mısır’da esirken İngilizlerin sterlize etmek bahanesiyle yaptırdıkları krizol banyosu sonucunda ömrünün son yedi senesini kör olarak geçirdi. Bu yedi sene içerisinde dedemin günlük ihtiyaçları ile yakından ilgilenmem sebebiyle sürekli olarak bana anlattığı dini, tarihi ve kültürel yönden donatıldım. Nedenler arasında ilişki kurmayı, sonuç kestirmeyi ve yorum yapmayı metodolojik olarak öğrendim. Daha önemlisi davranışsal yapılanmayı kavradım. “Ne kıran, ne kırılan” olmamayı belledim. Dedemin tasavvufa yakın bir duruşu vardı.  Dedem bana; ‘’incitmemeyi ve incinmemeyi’’ de öğretti. İnsan olmanın zorlu yokuşlarından çıkıp yola devam etmeyi iyice bellemiştim.

    Ardından şiir denemelerim oldu. Önce bu denemeleri kimseye gösteremedim. Ortaokul tahsilinde Türkçe yazma çalışmalarında söz konusu denemeleri okudum. Öğretmenimiz Mustafa Bey, sınıf içinde takdir edici sözlerle teşvik etmeye başladı. Zaman zaman çağırarak şiir kitapları verdi. O kitapları defalarca okudum. Okul ve ilçe kütüphanesindeki bütün şiir kitapları ezberlercesine hatmettim. Okul duvar gazetesinde şiirlerim sergilenmeye başlayınca bendeki şiir sevgisi yepyeni bir çehreye büründü.  Bu yıllarda ilçemizde kurulu bulunan Jandarma Astsubay Okulu Komutanı Fazıl Bayraktar, ‘’Şiir Şölenleri’’ düzenlerdi. Bu şiir şölenlerine Arif Nihat Asya, Yıldırım Niyazi Gençosmanoğlu, Cengiz Alpay gibi ünlü şairler katılırdı. Çocuk yaşlarımızda usta şairleri dinlemek, tanışmak ve onlardan teşvik görmek başka dünyaların kapılarını açtı. 

      Lise yıllarımda Şahabettin Ünlü hocamın yakın ilgi ve desteğini gördüm. Beni yazmaya ve okumaya sürekli teşvik etti. Matbu olarak çıkardığı okul gazetesinde şiir ve hikâyelerimi yayımladı. Hocalarımdan, arkadaşlarımdan ve ailemden gayretlendirici sözlerle destek gördüm. O yıllarda zengin bir kitaplığım olmuştu. Yüksekokul’da da edebiyattan yana şansım yaver gitti. Hem istediğim Türkçe bölümüne kaydolmuş ve hem de Balıkesir’de seviyeli bir edebiyat ortamının içine girmiştim. Burada Erbuğ Gülsoy hocamın yakın ilgi ve alakasını buldum. Erbuğ hocam halk edebiyatçısıydı. Pek çok halk aşığıyla yakından tanışırdı. Onları bize tanıtır, şiirlerini tahlil ederdi. Edebiyat üzerine bilgi ve görgümüz artardı.

   Yıllar yılları kovaladı, edebiyat dergilerinde şiirlerim çıkmaya başladı. Sonra ilk şiir kitabı heyecanı, bambaşka bir duygu…

   Eleştirmenler tarafından şiirimi tahlil ederken sarf ettikleri, ‘’Kaf dağına uçan şair, gül kıvrımında barınan şair, ulu hayâllere yatan şair’’ sözleri sorumluluğumuzu ve yükümüzü artırdı.

Comments powered by CComment

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech