Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ahmet URFALI">
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

siir ve ruyaRüya, ilham kaynağı ve anlam kavramı olarak şiirin ana unsurlarından biridir. Her şair, rüyanın bu özelliğinden dolayı şiirinde rüyayı farklı formatlarda işlemişlerdir. 

   Rüya, insanın uyku durumunda hayâli ve algısal olarak gördüğü olağandışı hareket, duygu ve düşünceleridir. Rüyaların içinde garip ve gerçek dışı tecrübeler yaşandığı, bunları anlatan kişinin bu olaylarda rol aldığı, olaylar dizisinin günlük düşünceye yakın bir anlatım tekniğiyle sunulduğu kabul edilmektedir.

Arzu, endişe, kaygı ve ümitlerin rüya görmede etkin olduğu belirtilmektedir. Rüya; geçmişle ve ruhlarla doğrudan bir ilişki kurmanın yolu sayılmış, sembollerden anlamlar çıkarılmıştır. Mitolojik düşüncenin iç dinamizmlerini harekete geçirip kâhinlik yapma aracı olarak da görülmüştür. Rüyaların geleceğe yönelik yorumları  yapılmıştır. Beklentiler istihareye yatılarak öğrenilmeye çalışılmıştır. Rüya bir kimsenin uyku sırasında zihninden geçen hayâl dizisi olarak tarif edilmektedir.
  Yahya Kemal Beyatlı Geçmiş Yaz başlıklı şiirinde sevgiliye seslenir:

‘’Rü’yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,

Her ânını, her rengini, her şi'rini hazdan.

Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!

Bir gün, bir uzak hâtıra özlersen o yazdan.’’ Ve üslubunun doruklarında sevgiliye seslenmeye devam eder:

‘’Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:

Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;

Mehtâb… İri güller… Ve senin en güzel aksin..

Velhâsıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde!’’ Yahya Kemal, sevgiliyle birlikte olduğu geçmiş yazı ‘’rüya gibi’’ sözü ile olağandışı bir güzellik, anlık yaşanan mükemmel bir mutluluk biçiminde ele almış ve bu rüyanın da körfezdeki derin sularda yerli yerinde durduğunu belirtmiştir. 

   Oysa Ahmet Hamdi Tanpınar, 

‘’Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare, geniş bir anın

Parçalanmaz akışında.’’ diyerek rüyayı daha farklı bir anlamda değerlendirmiştir. O, ‘’ Valéry’nin ‘Velev ki rüyalarını yazmak isteyen adam bile azami şekilde uyanık olmalıdır.’ cümlesini ‘en uyanık bir gayret ve çalışma ile dilde rüya hâlini kurmak’ şeklinde değiştirin, benim şiir anlayışım çıkar.” deyişiyle şiir anlayışını açıklamıştır. ‘’Dilde rüya hâlini kurmak’’ şiiri rüyalaştırmak Tanpınar’a has bir üsluptur:

‘’Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.’’

  ‘’ Uyanık hayat, güneşin adına söylenmiş bir kasidedir; hareket ve ihsasların verimleri, düşünce, mantıklı tedai, devam, ibda, değişme hep ordadır. Uyku ve rüya gecenin yani kendisini ilgadan hoşlanan bir tamamlığın çocuklarıdır; unutmalar, ani hatırlamalar, sükûn ve eşyaya temessül, maddenin mutavaatkar hayatına iştirak, onun tılsımlı mıntıkasında kabildir. Güneş kanımızda dolaştığı için yaşar ve hareket ederiz. Geceyi ve onun nizamını kendimizde bulduğumuz için uyuruz. Gece bizde konuştuğu için rüya görürüz.’’ Tanpınar’ın rüyası, derin bir anlama ve bilme aracıdır. Tanpınar, rüyası anlam ve format olarak bilinen rüyadan çok farklıdır.

     Âşıklık geleneğinde; bir usta yanında yetişen genç ozanlar, olgunlaşıp dili çözüldüğünde mutlaka rüya görürler ve bu rüyada içtikleri ‘’dolu’’ göre çalıp söylerlerdi.

Âşıkların yetişmesi geleneklerin belirlediği birtakım kurallara bağlıydı. Buna göre “Hak âşığı” veya “bâdeli âşık” denilen şairler daha çok rağbet görürdü. Genellikle şehir hayatından uzak kalan bâdeli âşıklar ya Köroğlu gibi “er dolusu bâde” içerek “kahraman âşık” olur, sevgilisi için sürekli ölümle karşı karşıya gelirler yahut da “pîr dolusu bâde” içerek “sade âşık” olur, senelerce sevgilisinin ardından gezerlerdi.   

   Murat Çobanoğlu gördüğü rüyayı ve aşk badesini nasıl içtiğini şöyle kanatlandırır:

Leyla-yı Kadir cuma gününde

Derin bir uykuda divan gördüm

Üç derviş oturur sagi önünde

Sima bedir nuru nişanı gördüm

 

Üçü kadem bastı geldi yanıma

Sandım ki ateş düştü canıma

Göz çevirdim baktım her bir yanıma

Yazılmış mühürlü fermanı gördüm

 

Fermanı alınca öndeki derviş

Okudu harfleri ser oldu beyhuş

Duman aldı gözüm olmadı görüş

Kesildi ışıklar zindanı gördüm

 

Murat Çobanoğlu sır oldu beyan

Üç beş ayetinden okuttu Kur’an

Aşk badesini verdi bilmedim o an

Uyanır uyanmaz cihanı gördüm”

  Bizim de gönlümüzden taşan dizeler, gördüğümüz düşleri beyan eder:

"Düşlerime geldiğin gecelerde sana söylediklerimi hatırla

Ben suretimi kaybettim aynaların sırrında demiştim sana

Oysa nasıl da unutmuşum aslımın senin kalbinde olduğunu"

   Şiirle rüyanın dostluğu çağlar öncesinden çağlar ötesine güzellikler oluşturarak sürüp gidecek.

Comments powered by CComment

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech