Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ahmet URFALI">
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

siir ve ilham Şiir, kelime ve seslerin sırrına vakıf olmaktır. Şiir, insanın ‘’insan olma’’ özelliğini keşfetmesidir. Çünkü şiir, ince duyguların sözle kanatlanarak yaralı gönüllerde mekân tutmasıdır. Şiir, katıldığı her nesneyi, her düşünceyi, her hissi sevgi mayasıyla olgunlaştırır. Şiir, her kötülüğün ilacıdır. Şiirle çiçeklenen bütün gönüller, dünyayı güzelleştirir.

   Şair; şirini ilham (esin), keşif, buluş, sezgi, hayâl, vecd, bilgi, rüya, imge, deneyim… kavramlarını harmanlayıp yeteneğinin süzgecinden geçirerek ortaya koyar. Şiir, yoğun emek isteyen bir sanattır. Çalakalem yazılan şiirler laf salatasından öteye geçemez.

   Epistemoloji (Bilgi Felsefesi); neyi, ne kadar, nasıl biliriz sorularını dört kaynağın sağladığını ifade etmektedir. Akılcılık, deneyimcilik, eleştiricilik ve sezgicilik olarak belirlenen bilgi kaynağı, yeni yollar da bulabilir. Bunu zaman içerisinde görmek mümkün olabilecektir. Şair, bu bilgi kaynaklarını teorik açıklamalara girmeden estetik ölçüler içerisinde şiirine aksettirir. 

     Her sanat dalı varlığın öznel bir kavranışıdır. Sanatçı kavradığı bu varlık algısını; içinde yetiştiği kültür, aldığı eğitim, ilgi ve istidadıyla bir üslup oluşturarak meydana getirir. Üslûp, üstat sanatçıların eserlerinde görülen özgünlüktür.

   Sözlüklerde ilham, esin olarak da karşılık bulmaktadır. Esin; sabahları esen hafif yel, sabah yeli, herhangi bir nedenle içe doğan güzel duygu ya da düşünce, yaratıcı içe doğuş anlamındadır. İlham, hayâl dünyası manasında da kullanılmaktadır. Hads, keşif, tecelli, varid ilhama yakın anlamlar verilen diğer bazı terimlerdir. İlham etmek; içe doğmasına sebep olmak, esindirmek demektir. Şiirin bilmek, sezmek, sezgiyle bilmek anlamı ilhamla karşılaştırıldığında aralarında semantik bir bağ olduğu ortaya çıkar. Bu bağ, aynı zamanda sezgiden kaynaklamayı işaret eder.

    Şiirin din ve mitoloji kaynaklı olduğu üzerinde bir düşünce birliği bulunmaktadır. Şiir poetikaları bu konuların yanında şiirin işlevi, insanın hangi ihtiyacını karşıladığı hususlarını da tartışmaktadır. Şiir bir aşk ve rüya hâli midir? Şiirde tahavvül ( hâlden hâle geçiş) nasıl gerçekleşmektedir?

       Tanpınar, şiirin doğuşunu “ani bir cehdle kendini bulan ruhun insandaki ezeli hakikatle temasından doğan bir konuşma” olarak değerlendirir. Tanpınar’ın isteği, şiirle “dilde rüya hâlini” kurmaktır.    Şiirde ilham; bazen hüzünlü bir bakış, bazen bir söz olabilir. Şairin ilham iklimi onu etkiyen her şeydir. Şairin aklından kalbine bir duygu sağanağı akmaya başlar. Bu sağanak akışında şair, kendisini etki altına bir durumun ışığını yakalar. Şiirin zemini doğmuştur. Şair, zeminin üzerine şiirini kurar, kelimeler, tamlamalar, kelime grupları, dizeler birbiriyle uyumlu, ahenkli ilişkiler oluşturur. 

  Antik Yunan’da adı geçen dokuz ilham perisinden söz edilir. Kalliope epik, Kleio tarihi,  Erato lirik, Polymnia dini, Thalia pastoral şiirin ilham perileridir. Mitolojik bir anlam taşıyan ilham perisi, şairin yazma veya söyleme vaktinde efsunlu bir anı belirtir. 

  Söz söyleme kadim milletlerin mitolojisinde söz kutsaldır. Söz söyleyen şaman, ozan, âşık, derviş, bilge ve bilgine Tanrı tarafından ‘’kut’’ verildiğine inanılır. Onların söylediği sözler şifalı olduğu için ‘’em sös’’ olarak ifade edilir. Türk mitolojisinde kâinat, söz ve adlandırma ile yaratılmıştır.

    Bozkırın Yolbaşı Türküsü başlıklı şiirimizde ilham kaynağımızı geniş bir kültürel yelpazenin gönlümüze değen ılık rüzgârını ifade etmeye çalışmıştık:

Gökyüzünde bir hümadan doğdum ben bahar yağmurunun ardından

Ad verme törenimde ezanı sözün bilgeleri okudu sağ kulağıma

Sol kulağıma hikmetin uluları fısıldadı kameti

 

İlhamımı aldım beşiğim sallanırken dinlediğim ninnilerden

Ve bir gazinin görmeyen gözlerinden baktım seferberlik günlerine

Bozlaklar ezgilendi aşk mağduru gönüllerde duydum ağladım

 

Görkemli hayallerin ışığına yürüdüm çetin çığralardan geçtim

Ve eksik kalmasın diye güzelliğin geleceği

Gerçeğin gün ortası aydınlığından yoksun kalmasın diye vadiler

Bir Köroğlu avazı salıp karanlık koyaklara yiğitliğin narasından

 Dağ duruşlu erlerle kutlu toprağa diz vurup geldim

 

Çağrısına uyarak çıplak ve yalnız bozkırın

Yelesinde teri buğulanan soluğu alevli atlara binip

Nal sesleri ile poyrazı yarıştırdım karayelle güreştirdim

Geç göverse de meşeleri tez geçse alca güllerin vakti

 Sürükleyip getirdim bozkıra hasretlerin adı olan yeşili  

Comments powered by CComment

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech