Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ahmet URFALI">
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

bingol cobanlari1.Gönlü ‘’Bingöl Çobanları’’ na yayla yapmak… 

Şair; ‘’Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.

                  Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.’’  derken kullandığı, 1.tekil şahıs ifadesiyle şiirine bir gözlemci gibi yaklaşmadığını, konunun bizzat içinde olduğunu belirtir. Kamu’nun kendisi de bu toprakların çocuğudur. Soyu “bu dağların eskiden beri âşinâsı”dır. Onlar buraların “ebenced” bekçisidirler. “Tenha derelerin, vahşi kayaların” onları sürü peşinde görmediği gün yoktur. Burada bir "geçiş” değil, bir “kalış”, öteden beri bu topraklarda yaşayan bir insanın hayatı ve duyuş tarzı bahis konusudur.

   Şiir, üç ana obje üzerine şekillendirilmiştir. Bunlar, yayla/ dağ, çoban ve koyun/kuzu’dur.

2.‘’Bekçileri gibiyiz ebenced buraların’’

           F. Rıfkı Atay bir yazısında; “Yayla biraz Türk’ün kendisidir.” der. Kemalettin Kamu, bu sözü dizelerinde adeta şerh eder.

‘’Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.’’

‘’Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden’’

‘’Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.’’

‘’Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,

  Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına.’’ Mısralarının her biri dağ/yayla hayatının yönlerini lirik olarak ifade eder.

       Yaylalar, geçimlerini hayvancılıkla sağlayan topluluklarca yılın belirli aylarında hayvanlara taze ot temini ve hayvansal üretimlerini yapmak amacıyla kullanılır. Bununla birlikte günümüz yaşam tarzı; gergin iş yaşamı, gezme-görme isteği, havaların belirli dönemlerde aşırı sıcak oluşu gibi nedenlerden dolayı geleneksel yaylacılık, yerini turizm yaylacılığına bırakmıştır. Tarihin derinliklerinde başlamıştır göçerlik. Atalar, uçsuz-bucaksız Türkistan bozkırlarında  yaylacılık yaparak at ve diğer hayvanları evcilleştirmişlerdir. Göçebelikten yerleşik hayata geçerken bile yaylaları bırakmamışlar, kendilerine yurt edinmişlerdir.

3.‘’Mademki kara bahtın adını koydu çoban.’’

          Çobanların piriydi Hz. Musa. Peygamberdi, Hak ölçüsüyle yol gösterirdi insanlara. Tam bin yıl Meyden Suyu2ndan suladı, Şuayip’in koyunlarını. 

    Habil çobandı. Çobanlığın masumiyeti sinmişti çelebi tavırlarına. Kabil’e karşı direnmemişti bile… El kaldırmamıştı. Günah işlemekten korkması, çekinmesi gözlerinde donmuş bir mahzuniyetti. 

     Anadolu yaylasının çobanları haktan, hukuktan ayrılmaz, kendilerine emanet edilen sürüyü gözleri gibi bakarlar. Yedi yıl çobanlık yapanların erenlere karışacağına inanır halk. Anadolu yaylasının sürü güdücülerinin adları çoban, unvanları beydir. Beylik, derleyip toplamaktır. Şû-bân (koyun koruyucu)’dan Türkçeleşen çoban, güttüğü hayvanlara göre de ad alır. Sığırtmaç, yıkıcı, hergeleci… Çoban, sürünün koruyucusudur, sahibi değil

Çoban sürüsünün; güvenliğinden, beslenmesinden, çoğalmasından, güçlenmesinden sorumludur. O bilir; dokuz dağın otlağını, dokuz derenin suyunu.

  Varlığını koyunlarına armağan etmiştir çoban. Sürü ile bir bütündür, birbirini tamamlarlar, karda-tipide, yağmurda-çamurda… Koyunları için üflediği kavalında gizli sevdaları ezgilenir çobanın, emelleri, hayâlleri… Sürü, çoban için değildir, fakat çoban sürü içindir. Sürü varsa, çoban vardır. Yüce dağ başlarında elini ipekten bulutlara uzatır çoban. Kaya üstünde oturur, kepeneğine bürünüp.

Ariftir, peygamber mesleğidir yaptığı. Ağzı-dili olmayan sürünün minnet melemeleri ile kıvanır, Allah’a sığınır. Yıldızı vardır gökte, izi vardır toprakta.

Çoban komutandır, kurtlarla her gün savaş oyunu oynar. Sezer gediğin başındaki kurdun niyetini. Çoban baytardır, bilir her hastalığını. 

Çoban tabiat bilimcidir, kışı-boranı, çimeni-çiçeği ondan sor.

Çoban ozandır, yamaca yaydığında sürüyü, hem çalar, hem söyler türküsünü. Hz. Süleyman, koyunlarla konuşması için el vermiştir ona…

‘’Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına.’’

‘’Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.’’

‘’Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun’’

‘’Mademki kara bahtın adını koydu çoban’’

‘’Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla.’’

     Kemalettin Kamu, dizelerinde çobana biraz acıyarak bakar. Ona göre çoban; hicranlıdır, parçadır, kara bahtlıdır, zavallıdır. Ama o, her şeye rağmen şair gönlünü Bingöl çobanlarına yayla yapmasını da bilir. Onun gönlü, çobanların bir sığınağıdır.

4.‘’Kuzular bize söyler yılların geçtiğini’’

  Sözlü ve yazılı Türk Edebiyatında koyunla ilgili pek çok eser mevcut olup adeta bir “koyun kültürü” meydana getirilmiştir. Bugün dilimizde çok sık kullandığımız ‘’kuzum, koçum’’ kelimelerinin kökeninde, asırlardan beri sürdürdüğümüz koyunculuk kültürü yatmaktadır. Koyun; efsanelere, halk oyunlarına, türkü ve ağıtlara da konu olmuştur. Türk dünyasının her tarafında uysallığın, gani gönüllülüğün timsali olarak Koyun Baba Türbeleri çok yaygındır.

    Anneler “Kuzum” diye sarıldıkları bebeklerini okşar, babalar “koçum” diye kıvandıkları oğullarını sever. Türk’ün yaşadığı her yerde eşyalarının üzerine uğur getirmesi ve nazar değmemesi için koçbaşı çizilmiştir. Günümüzde koyunculuk yapan insan sayısı çok azalmasına rağmen, çocuklar yeni mesleklerden edinilen kelimelerle değil, kökü asırlar öncesine dayanan kültürden alınan ‘’kuzum’’ hitabıyla çağırmaya,  sevmeye devam edilmektedir. Çünkü. ‘’kuzum’’ hitabının içinde şefkat ve merhamet kavramlarının anlamları yüklüdür.

     ‘’Kuzum’’ sözü, gönüllerimizden taşan sevginin sesidir. Bu sesteki ana kokusunu hiç unutulmaz.

       Kemalettin Kamu, aşağıdaki dizelerinde yaylacılık yapan insanların koyunla olan münasebetlerini realist bir bakış açısıyla yansıtır. Şairin kendisi de bu hayatın içindedir.

‘’Kuzular bize söyler yılların geçtiğini:’’

‘’Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek’’

‘’Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda’’

‘’Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla’’

‘’Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun’’

5.Son söz : ‘’ Okuma yok, yazma yok.’’

Son sözü Mehmet Kaplan’ın Bingöl Çobanları şiirinin tahlil cümleleriyle bitirelim:

    ‘’Şairin içinde yaşamış olduğu tabiat çevresi ve hayat tarzı, Bingöl çobanının hayata bakış ve duyuş tarzını tayin eder. Şiirde Bingöl çobanının çevresi ile kendisi arasında kurmuş olduğu çeşitli münasebetler anlatılmıştır. Onlar sürülerini buralarda otlatırlar. Testilerini buraların suları ile doldururlar. Okuma yazma bilmezler. Onlar için eski ve yeni diye bir şey yoktur. Takvimleri tabiattır. Yılların geçtiğini kuzulardan anlarlar. Arzularını gerçekleştirme imkânına sahip olmadıkları için ruhları daima uzak ve müphem özlemlerle doludur:’’

     F. Nafiz Çamlıbel ; ‘’Şiire girmişler için yoktur ölüm dünyada.’’ Diyor.

    Vesselam…

Comments powered by CComment

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech