Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Ahmet URFALI">
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

ibni sina1 Türk-İslam dünyasının en önemli bilginlerinden olan İbni Sina (980-1037); felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp, müzik ve edebiyat alanlarında eserler vermiştir. Batı’da ‘’Bilginlerin Hükümdarı’’ anlamına gelen Avicenna adıyla tanınır. 

      İbni Sina, Farabi’den sonra Türk-İslam dünyasında mantık çalışmaları yapmıştır. O, Aristo mantığından hareketle bağımsız bir mantık anlayışı ortaya koymuştur. Aristo’nun Organon ortak adı altında toplanan kitaplarını o yüzyılın anlayışı olarak ilim dili kabul edilen Arapça’ya çevirmiştir. İbni Sina bu çalışmasını  ‘Kitâbu’ş-Şifâ’ başlığı altında ansiklopedik eserinde yazmıştır. Kitâbu’ş-Şifâ’nın el-Hitâbe (Retorik) , eş-Şi ’r (Poetika) kitapları Aristo’dan çevirinin yanı sıra İbni Sina tarafından yapılan değerlendirme ve eklemelerle zenginleştirilmiştir. Fasıllar halinde açıklanan konular; şiir ve Yunan şiirinin taksimi, şairlerin genel temaları, şiirin nasıl başladığı,  beyitlerin vezinleri ve Tragedya açıklamaları, şiir terkibinin güzelliği, Tragetya’daki muhayyil izahlar, Tragedya’nın kısımları sözleri, şiirleri şeklindedir.

  İbni Sina şiiri; ‘’vezinli, eş zamanlı sözlerden oluşan muhayyil söz’’ olarak tanımlar. 

Muhayyil; zihinde olmayacak, olağan dışı şeyleri düşünme, hayal kurma, tahayyül etme anlamına gelir.

İbni Sina, şiirin temel kavramlarından olan muhayyili şöyle açıklar :“Gönlün boyun eğdiği, düşünmeden, seçim yapmadan bir durumdan dolayı sevindiği veya başka bir durumdan dolayı sıkıldığı sözdür. Özetle psikolojik olarak, düşünmeden etkilendiği sözdür. Bu sözün tasdik olunmuş olup olmaması önemli değildir.’’

    İbni Sina, şiirde tahyil  terimi üzerinde durur. Tahyil, şiir okuyucusunun zihninde güzel duygular uyandırarak yeni hayal ve imge oluşturmasına vesile olmaktır. Şiirde; söz, melodi ve veznin önemli olduğunu belirten İbni Sina, Yunan ve Arap şiirini karşılaştırır.

   İbni Sina, tragedyaları değerlendirirken şunları söyler:“ Şiirin bir türü tragedya diye adlandırılır. Hoş bir vezni vardır. İyiliği, iyi karakterleri ve insanî menkıbeleri içerir. Sonra bütün bunlar övgüsü amaçlanan bir reise izafe edilir. Kralların önünde bu ölçüyle şarkı söylenir; bazen de kralları öldüğü zaman bunlara ağıt ve mersiyeler eklenir.”

     Aynı zamanda yetkin bir şair olan İbni Sina’nın Ruh Kasidesinden bahsetmek uygun olacaktır. Orijinal adı ‘’el- Kasidetü’l-ayniyyetü’r-ruhiyye fi’n-nefs’’ olan Ruh Kasidesi, günümüz Türkçesine Mahmut Kaya tarafından çevrilmiştir.

    Şair, Ruh Kasidesinde; ruhun bedene yüce bir âlemden gelişini, ruh-beden ilişkisini, ruhun beden kafesinde gerçeklerin bilgisine ulaşamamasını, ayrılık vakti gelip çattığında ise ruhun bedenden ayrılışının kendisine epey zor geldiğini alegorik olarak tasvir etmektedir. İbni Sina, Ruh Kasidesinde insanı güvercin metaforuyla ilişkilendirmiştir. Yirmi bölüm olarak düzenlenen Ruh Kasidesinin bazı bölümleri aşağıdaki gibidir.

1. Çok yükseklerden süzülüp gelen gururlu ve nazlı bir güvercin sana kondu.

Ruh, bedene hayat vermek ve onu yönetmek üzere kendi kutsal âleminden gururlu ve nazlı bir güvercin gibi süzülerek dünyaya inip ten kafesine konuk oldu.

Yücelerden sana gururlu, nazlı

Bir güvercin indi,bülbül avazlı.

Elçisi mi Rab’in,yoksa nuru mu?

Hayatın esrarı hep onda gizli.

9. Güvercin, sürekli esen dört rüzgârın etkisiyle izleri silinen harabenin başında öter durur.

Ruh yalnız verdiği sözde durmadığı için değil, maddi varlıkların sahip olduğu sıcaklık, yaşlık ve kuruluk gibi dört niteliğin etkisiyle yıpranıp yaşlanan bedene üzüldüğü için de sürekli ağlamaktadır.

Yıpranıp giderek,yaşlanır kafes,

Nice nevcivanlar şimdi tık nefes.

Güvercin bu hale yanar yakılır,

Odur viraneden gelen yanık ses.

20. Adeta o, bedende parıldayan bir şimşekti, sonra sönüverdi, hiç parıldamamıştı sanki. Ne var ki, ruhun bedenle olan ilişkisi, çakan şimşeğin bir an ortalığı aydınlatıp sönmesi kadar kısa sürmüştür. Kâinatın ömrüne nispetle insan hayatı “an” la ifade edilecek kadar kısa olduğu için ruhun burada tam kemale ermesi ve mutlu olması pek mümkün görülmemektedir. Ancak insanın, ruhundaki sonsuzluk duygusunu tatmin edebilme ve ebedi mutluluğu tadabilmesi için ahiret hayatının varlığı ona yeni ufuklar açmakta ve bu durum onun sıradan bir canlı olmadığının temel güvencesi sayılmaktadır.

Vücut ikliminde bir an göründü,

Biraz cilveleşip sırra büründü.

Kimseler bilmedi mahiyetini,

Bir şimşekti sanki,çaktı ve söndü.

     Retorik ve poetika anlayışının çağlar öncesinden günümüze kadar gelen macerasını bilmek, edebiyatın geleceğini kurmak açısından önemlidir.

Comments powered by CComment

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech