Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Mehmet Ali Kalkan">
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%
alaeddin yavasca 5Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş, yaralarını temizlemiş ve Dârü'l Eytam'a teslim etmişler.
Süleyman Bey de "bizim kızımız ol" diye almış Cemile'yi. Evlerinde on yaşında oğlu da varmış.
Anne Fatma Ruhiye Hanım Cemile'yi oğlu Fark Nafiz'den ayırmamış. Beraber büyümüşler Cemile ile Faruk Nafiz. Okuldan geldiğinde öğrendiklerini Cemile'ye öğretirmiş, kitap okuturmuş. Yazdığı şiirlerin ilk dinleyicisi imiş Cemile.

 

Yıllar böyle geçmiş, Cemile bir sevda kozası örmüş kimseye açamadığı.
Faruk Nafiz Ankara'ya bir gazetenin temsilcisi olarak gitmiş ama Cemile de özlemle kavrulmaya başlamış. Faruk Nafiz yirmi dört, Cemile de on dokuz yaşındaymış.
Şiirleri ilgi görmeye başlamış ve şöhret kazandırmış. Cemile her şiiri, haberi bulup okurmuş. Bir gün gazetede haber görmüş Cemile, Faruk Nafiz, Şüküfe Nihal'e aşık olmuş, artık şiirlerini kendileri için yazacaklarmış. Dipsiz biz hüzne düşmüş Cemile.
Sonra yine gazetelerden bu aşkın bittiğini okumuş, ümitlenmiş. Ama Faruk Nafiz İstanbul'a döndüğünde yanında yıldırım nikahı ile evlendiği Azize Hanım varmış. Yine üzüntülü yıllar başlamış.
Şiirlerini okumaktan vaz geçmemiş, hatta Faruk Nafiz'in yazdığı şiirler mısralar eklemeye başlamış.
Süleyman Bey ve Fatma Rukiye Hanım'ın vefatlarında taziyeleri beraber kabul etmişler. Cemile evde tek başına yaşamaya başlamış ve Faruk Nafiz ne zaman çağırsa koşmuş. Faruk Nafiz'i Kayseri Cezaevi'nde defalarca ziyaret etmiş.
Azize Hanım hastalanmış, tedavi için de geç kalınmış.
Azize Hanım vefat ettiğinde yine yardım etmesi için çağırmış Cemile'yi Faruk Nafiz.
Yarım asır sonra yine aynı çatı altında imişler. Daha doğrusu cismen öyle görünüyormuş.
Faruk Nafiz perişan durumdaymış, odadan dışarıya çıkmıyormuş. Cemile ise yıllar içinde hasretten lime lime olmuş yüreği ile bu kez de gözlerinin önünde eriyen bu koca adamı teselli etmeye çalışıyormuş.
Bir gün Cemile içeriye girmiş, bir dörtlük yazmış Faruk Nafiz, onu dinlemesini istemiş. Cemile şaşırmış, yine çocukluk günlerindeki gibi yazdığı şiiri ilk defa ona okuyacakmış. Belki de bir ömür beklediği mısralar olacakmış dinleyecekleri. "Buyur" demiş. Okumuş Faruk Nafiz;
"Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok,
Bir yer ki sevenler sevilenlerden eser yok.
Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok,
Bir yer ki sevenlerden sevilenlerden eser yok."
Ve ilave etmiş ardından "Bunu Azize için yazdım, Yarın Alaeddin'e götürüp bestelemesini isteyeceğim. Nasıl buldun?"
Göz pınarlarında biriken yaşlar donmuş Cemile'nin, kendisini dışarıya zor atmış.
Ertesi günü yazdığı şiiri bestelemesi için evden çıkmış Faruk Nafiz. Biraz da kendini toparlamış. "Cemile beni böyle görünce sevinecek" diye düşünmüş. Eve gelmiş, zili çalmış açan olmamış. Anahtarıyla kapıyı açmış, "Cemile Cemile" diye bağırarak bütün evi dolaşmış, Cemile yok. Sonra yemek masasının üstünde bir kağıt görmüş Faruk Nafiz. Heyecan ve merakla alıp okumuş ve bir koltuğa yığılıvermiş.
"Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok.
Bir yer ki sevenlerden sevilenlerden eser yok."
Çektiklerimin binde birini yazmadım amma,
Gam defterini aç hele bir bak ki neler yok.
Matem kesilen ömrümün esrarı hep onda
Hülyalı bakıştan ve gülüşten haber yok.
Kim dinle onu kim inanır etse yeminler
Benden dese Mecnun ki bu alemde beter yok.
Kalbinde kazıp kabrini gömmüşse nihayet
Leyla bilir elbette ki Mecnun'da keder yok.
Etmezse veda aleme yariyle beraber,
Gördükte garibi kimi var der ki kimi der yok
Dikkatle bakın yazmada alnında kazası
Cananı zamansız yiten aşıkta kader yok
Sevda sunulup aşk içilen meclisi sorma
Baştan başa gezsen de bu alemde o yer yok.
"Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok
Bir yer ki sevenler sevilenlerden eser yok."
...
Bu yazıyı Ömür Ceylan Bey'in Ömürlük Şarkılar kitabından, kısaltarak aldım efendim.
Ömürlük Şarkılar- Kesit Yayınları
...
Şehitlerimize, bu toprakları vatan yapanlara, atalarımıza, Alaeddin Yavaşça'ya, Faruk Nafiz Çamlıbel'e, Cemile'ye, geçmişlerimize Allah rahmet eylesin.
....
Alaeddin Yavaşça'nın ilk bestesi "Aşkın beni bak yıktı, harap eyledi ey mâh." imiş. Güftesini de kendi yazmış, tarih 10 Ocak 1951.
Bestekar için şöyle demiş Alaeddin Bey;
"Türk Musikisinde gerçek anlamdaki bestekarlarımızın ortak bir düşünceleri vardır. Musikideki güzellikleri insanlara ulaştırabilmeleri için Yüce Allah bestekar kullarını vasıta olarak kullanır. Asıl kaynak O'dur, bu güzellikler için bestekar görevlendirilmiştir."
İkinci bestesi 21 Nisan 1951 de "Ümitsiz bir aşka düştüm, ağlarım ben halime." Üçüncü bestesi de 4 Mayıs 1951 tarihli "Ne günah etse açılmaz iki gönlün arası."
Bir ramazan günü neyzen Süleyman Erguner "Yavaşça, hadi abdestini al, ikindi namazına Beyazıt Camiine gidelim, mukabele de dinleriz" diyor.
Namazdan sonra mukabele başlıyor, her köşede bir hafız mukabele okuyor, insanlar istediklerinden dinliyor. Sadettin Kaynak ile karşılaşıyorlar. Sadettin Kaynak Sultan Selim Camiinin imamı iken Süleyman Erguner de müezzini imiş, o yüzden yakınlıkları çok fazla imiş. Tanıştırmış Alaeddin Bey'i. Saadettin Kaynak evinin adresini vermiş, uğramasını söylemiş. Daha sonra sık sık eserlerini meşk etmiş. Baba evlat gibi olmuşlar. Sadettin Kaynak'ın babasının adı da Alaeddin'miş, rahmetli annesi Hava Hanım "nişanlım" diye hitap edermiş Alaeddin Bey'e.
Bestelerinden "Ne günah etse açılmaz iki gönlün arası"nı dinlediğinde büyük bir keyifle "Bu sunturlu, çok sunturlu bir beste olmuş" demiş. Hele "Nerde o günle nerde"yi dinledikten sonra "Çok şükür şimdi rahatladım, artık gözüm arkada değil. Benim düşündüğüm musikiyi devam ettirecek, yaptığım eserleri sona erdirmeyecek bir bestekar kalıyor arkamda" demiş.
Sanatçı nasıl olmalı sorusuna da verdiği cevapların bir kısmı şöyle Alaeddin Bey'in.
"Sesi ile ilgili organları korumakta çok titiz davranmalı.
Düzenli bir hayat yaşamalı.
Gece hayatının yıpratıcı ve stresle dolu özelliklerinden kaçınmalı.
İçki, sigara olmamalı. Zİra nefes, sesin önüne geçiyor, nefes payı olan yerlerde, müzikal olmayan sesler duyuluyor sonra.
Gece uykusunu tam almalı. Kültür fizik hareketleri ve ses açıcı egzersizleri günlük hayatın bir parçası haline getirmeli.
Yediklerine , içtiklerine dikkat etmeli."
Münir Nurettin Bey hep fular takarmış, yaz ayında bile boğazını korurmuş mesela.

Comments powered by CComment

About the Author

Mehmet Ali Kalkan

More articles from this author

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech