Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Prof.DR. Hilmi ÖZDEN">
(Okuma süresi: 14 - 27 dakika)
Bunu okudun 0%

hilmi ozden21041

hilmi ozden21041
TÜRK ROMANI ve MİZAH

Türk Romanı’nda mizah, Tanzimat dönemi yazarlarına kadar uzanmaktadır. Fakat mizah ile ironi arasında net ayrımların yapılmadığı bu dönem yazarları için mizahî roman yazma niyetiyle roman kaleme almışlardır diyemeyiz. Örneğin: Ahmet Mithat'ın ironik öğeler taşıyan bir romanı "Müşahedat"tır. Bu roman üst kurmaca örneği olup, "romanın romanı"dır. Her ne kadar Ahmet Mithat Efendi bu romanını, Emil Zola'yı örnek alıp "natüralist roman" örneği olarak nitelendirse de, "Müşahedat", bir romanın nasıl yazıldığını konu alması yönüyle üst kurmacadır.

Üst kurmaca olduğu için de ironiktir. Kendisini de roman kahramanı olarak görevlendiren Ahmet Mithat, yeni bir roman yazma isteğini şöyle dile getirir: "Beş on günden beri benim kafamda bir roman dolaşıyordu. Ne güzel vakalar tahayyül ediyordum. Ne güzel entrikalar buluyordum." Romanın bir yerinde de Ahmet Mithat, niçin roman okuduğumuz sorusuna cevap verir: "Roman -hem tabii de denilen surette yazılan roman okumaktan maksat yalnız bir adamın sergüzeştini tetebbu değildir. Asıl ahvâl-i âlemi tetebbudur." Ahmet Mithat, romanında kendini de roman kahramanı olarak kurguladığını söyler: "Daha garibi şu ki, güya ben de romanın eşhas-ı vakasından birisi imişim gibi romana karıştırılmaktayım." Ahmet Mithat'a göre böyle bir teknikle yazılan roman, "reh-i narefte"dir. Yani yeni bir tekniktir. Yeni bir teknik denemek, var olanı beğenmemek anlamına geldiği için ironiktir. İroni genelde "gülme"; bu bağlamda da hep mizah ve hicivle irtibatlandırılmış; çoğu zaman da bunlarla karıştırılmıştır. Ancak ironinin komik olan ile bir ilişkisi vardır. Daha doğrusu ironi, bir gülme biçimidir. Ancak ironi komedi gibi kahkahanın değil, buruk gülümseyişin peşindedir. “Edebiyatımızda roman yeni bir tür olarak görüldüğü için, romancılarımızın -birkaç istisna hariç- ironi konusunda bilinçli bir tavır sergiledikleri söylenemez. Bazı yazarlar bilinçli olarak değil de, yenilik arayışlarını sürdürürken tesadüfen ironik anlatımı yakalamışlardır. Çoğu da yaptığının ironi olduğunun farkında değildir. Bu yazarların başında ilk romancımız Ahmet Mithat Efendi gelir. "İstanbul'da Bir Don Kişot" romanında Ahmet Mithat, Hamzanameler, Binbir Gece Masalları, Muhayyelat-ı Aziz Efendi gibi kitapları okuyan; ilm-i simya öğrenen ve cin ve peri hikayeleri anlatan şeyhleri dinleyen Daniş Çelebi'nin, okudukları ve dinlediklerinin tesirinde kalıp kendini başka biri olarak görmesi ve komik olaylar yaşaması anlatılır. Parodik bir roman olan "İstanbul'da Bir Don Kişot", romanın adından da anlaşılacağı gibi, Cervantes'in "Don Kişot" adlı romanının bir parodisidir.

Cumhuriyet Dönemi Mizahî Türk Romancılığı hayli zengindir. Fakat birkaç örnek vermemiz gerekirse; Hüseyin Rahmi Gürpınar, Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesinden bahsetmeden geçmek mümkün değildir: Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944): Ahmet Hamdi Tanpınar, Hüseyin Rahminin mizahî romanı konusunda (Edebiyat Üzerine Makaleler, 1969) şunları yazar:[85] [86] "Hüseyin Rahmi’nin mizahı biraz psikoloji ile birlikte yürüseydi insanları biraz fert ve talih olarak görseydi, ne kadar iyi olurdu. O zaman kitaplarını dolduran ve çoğu gerçekten lezzetli olan o konuşmalar sadece geçerken yakalanmış küçük çizgiler ve onların bazen abartmaya kaçan orkestrasyonu halinde kalmazlardı. O zaman herkes kendi talihinin hissiyle yaşanmış bir hayatın tecrübesi içinden ve onun kendi ağzında kalmış tadıyla konuşacağı için, kitaplarının sonuna koyduğu o felsefi mülahazalar, o soyut düşünceler bu eserleri boşuna ağırlaştırmazdı. Hüseyin Rahmi, bu eksiği hayat sevgisiyle giderir. Birey olarak pek az kimseyi seven, tesadüf ettiği her yüz, her karakter karşısında bu kadar soğuk bir gözlemci olan bu yazar, yaşamın kendisi karşısında ne kadar sıcaktır. Şıpsevdi'nin, Bir Muadelet-i Sevda'nın, Mürebbiye'nin güzel yanları, insanın yendiği yanlardır. O zaman yergisel bir eserden bekleyeceğimiz en yüksek şeye, yaşam sıtmasına kavuşuruz.

Mizah, meslek olmamak şartıyla güzeldir. Onu her şeyin yerine koyduğumuz zaman, evren bir sırıtmadan başka bir şey olmaz. İnsanın bugün gibi, dün de yalnızca gülebilmesi için budala olması gerekir. Hüseyin Rahmi, komiği bir yerde durdurmasını bildiği için güzeldir. Bunu bazen nerdeyse farkında olmaksızın yapar. O zaman bir Meftun Bey in, bir Recai'nin gülmekten daha başka bir şeye, daha yüksek bir şeye layık olduğunu anlarız. O zaman sevmek ve acımak dediğimiz mucizeli dünyaya gireriz. (...) Onun (Halit Ziya’nın) yanı başında ve tam karşıt kutupta eserlerini veren Hüseyin Rahmi Gürpınar'da ne bu idealisation ve ne de bu üslup hevesi vardı. O, sıkı sıkıya yerli hayata bağlıydı. Ama Hüseyin Rahmi’nin alaturka-alafranga hadleri arasında kalan gözlemi yahut mizahı insana yabancıydı. Hemen hiçbir eserine sevginin sıcaklığını koymamıştı. Kişi ve karakter repertuarı yukarıda sözünü ettiğimiz halk sanatlarına çok bağlı olan bu yazarın eserlerinde şu ya da bu nedenlerle eskinin içinden çıkamayanlar gülünç ve biçare, yeniye doğru gidenlerse tabiatıyla sakat ve yarımdırlar. Bu yüzden hep toplumun sorunlarıyla uğraşmasına rağmen hiçbirine gerçek bir derinlik koymamış, çok çok sağlam yapılı romanlarında bir yığın kuklayı oynatmaktan ileriye gidememiştir, denebilir. Hüseyin Rahmi ilk romanlarında -sonradan doğrudan doğruya polis ve tefrika romanına düşer- belki de memleketteki hürriyetsizlik dolayısıyla yalnızca gülünç karşıtlıkları karşılaştırmakla yetiniyordu. Bu yönden bakılırsa onun romanlarında özellikle göze çarpan şey, işsiz ya da iş terbiyesini layıkıyla alamamış bir toplumun allak bullaklığıdır. Ama itiraf edelim ki, bu tarzda bir görüşü daha çok eleştirinin bir yorumudur. Herhalde bu tatlı yazarın halkımıza okuma zevki aşıladığı ve onun komiğinde var olduğu inkâr edilemez. Rıfat Ilgaz( 1911-1993), Yansıma’da, (Eylül 1974) Kendi mizahını şu şekilde anlatır: Kimi kitaplarımın üstüne “güldürü” diye yazmadım değil. Biraz da dil akımının dışında kalmamak için. Mizah çok anlamlı bir sözcük bence. Mizahçı sözcüğü de anlamlı. Mizahçı olmak isterim de, güldürücü, gülmececi olmak istemem. Ozan olmaktansa şair olmak daha hak edilmiş bir ad gibi gelir bana. Yok eğer okurlarımız bizlere bu adları uygun buluyorlarsa, varsın kullansınlar tepe tepe... Şunu demek istiyorum: Mizah edebiyatın bağımsız bir türü olmadığı gibi, bağımsız bir edebiyat türünün içinde süs de değildir. Herhangi bir yazara büyük bir mizah yazarı'dır demekle onu hemen edebiyatın sınırları içine alıvermiş olmalıyız. (...) Son mizah ürünlerine baktıkça da aynı tutarsızlıkları görüyor, mizahı yolundan çevirenlere kuşkuyla, korkuyla bakıyoruz. Mizah, kendilerini halktan yana gösterenlerin elinde halkın zararına kullanılıyor. Çağına yakışır devrimlerini henüz yapmamış toplumlarda mizahın 'gırgır geçme', 'laf salatası yapma', 'şunun bunun dalgasına taş atma işi' olarak ele alınması mizahın gülmece güldürmece, dil üstünde kaydırmaca olarak nitelenmesi, tanımlanması en azdan halkı uyutma, oyalama, hızını kırma anlamına gelmez mi? Mizah, yaşanmış altın çağların özlemini çekmekten ötürü yeni altın çağlara erişmek için geçerli bir silah olmadığı gibi, halkımızı hoşgörülere hazırlayan, pişkin kişiler yapmayı sağlayan demokratik bir rahatlık hapı. bir sinameki de değildir. (...) Şunu demek istiyorum : Mizah, düzenin laçka olduğu, değer yargılarının ters yüz edildiği çağlarda geçim dengesinin egemen sınıf çıkarına bozulduğu dönemlerde vurucu gücünden ortalama bir şeyler katar, halkı atılımlara hazırlar, yüreklendirir, gerçekleri kendi kurallarına uygun biçimde bütün gülünçlüğüyle, zavallılığıyla ortaya çıkarıp ezilenlerin, haksızlıklara uğrayanların gözüne sokar."[87]

Cumhuriyet dönemi Türk Mizahının şüphesiz en tanınmış isimlerinden biri de Aziz Nesin’dir. Aziz Nesin (1915-1995) Kuleli Askeri Lisesi'ni, sonra Harp okulunu bitirmiştir. Bir süre subaylık yaptıktan sonra gazete ve fıkra yazarlığına geçmiştir. Sabahattin Ali ile birlikte Marko Pâşa, Merhum Paşa, Alibaba gibi mizah dergileri çıkarmıştır. Yazılarından dolayı hapse girmiş, bazen de sürülmüştür. Bir ara Düşün Yayınevi'ni kurmuştur. Dünyaca tanınan bir mizah yazarıdır. Eserlerinde realizm ve ironi dikkat çekicidir. Toplumun aksayan yönlerini eleştirir. Eserleri Türk edebiyatında en çok basılan kitaplar arasına girmiştir. Romanları gevşek yapılı olup bol tekrara dayanır. Teknik yönü yetersizdir. Başlıca eserleri: Geriye Kalan, Fil Hamdi. Biz Adam Olmayız, Vatan Sağ Olsun, Zübük, Tatlı Betüş, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Şimdiki Çocuklar Harika, Hoptirinam, Aziz Dededen Masallar, Çiçu, Dünya Kazan Ben Kepçe'dir.[88]

 

Neden Gülmeliyiz?

Toplumun bir parçası olmak, insanlarla bir arada yaşamak, sorumluluklar, krizler, baş etmeler ve bu arada varlığımızı da sağlıklı bir şekilde devam ettirmeye çalışmak... Yaşamdaki zorluk belki de budur. Birçok insan belki kendini beyninin yönettiğine inanabilir. Saliha Koç diyor ki “Ben şuna inanıyorum (bilimsel yayınlar da bunu destekliyor); beynim, vücudumdan gelen uyarıları değerlendirerek beni yönetiyor. Yani aslında bir şey hissettiğimde onu önce içsel yaşıyorum, sonra çevremdekilerin yaşadıklarımı anlamaları için onları davranışa dönüştürüyorum ve davranışa dönüştürdüğüm aşamada da fizyolojik olarak vücudumdan salınması gereken hormonlar, enzimler salınarak yaşadığım duyguyu hücrelerime varana kadar kendime yaşatıyorum. Duygularımızın bizi eyleme geçiren, motive eden, çevremizde-kilerle yaşayabilmemizi sağlayan, hayatımıza renk katan ve sosyal ilişkilerimizi düzenleyen kısacası çevremizden kabul görmemizi sağlayan fonksiyonları bulunmaktadır. Şimdi aklınıza şöyle bir soru geliyor olabilir; eğer duygularımız bu kadar önemliyse biz bunları yönetebilir miyiz ve öğrenebilir miyiz? Cevabım kesinlikle EVET... Duygularımızı öğrenebiliriz, farkına varabiliriz, yönetebiliriz hatta değiştirebiliriz. Duygularımızı değiştirebilmek belki de en zor olanı... Bunu neden yapmalıyız? Peki yapmak istiyor muyuz? Hepimizin yaşarken kırılganlıkları, mutlulukları, üzüntüleri, havai kırıklıkları vardır. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde üçüncü basamakta olan ait olma, başkaları ile ilişki kurma, kabul görme hatta ikinci basamakta yer alan güvenlik ihtiyacımız bile başkaları tarafından karşılanılan ihtiyaçlarımızdandır. Kısacası ilk basamaktaki temel ihtiyaçlarımızdan sonra kendini gerçekleştirmeye giden yolda başkaları ile yürüyoruz. Bu ihtiyaçlarımızın sağlıklı olarak karşılanması için başkalarına ihtiyaç duyduğumuz kesindir. O nedenle ilkokuldan başlayan formal eğitimimizde insanın sosyal bir varlık olduğu anlatılmaya çalışılıyor. Şimdi bunların gülme ile ne alakası var diyebilirsiniz. Kabul gördüğümüz sosyal çevrede tercih edilen mi, edilmeyen mi olmak istiyorsunuz? Sanırım hepimiz tercih edilmek istiyoruz. Ancak herkesin yaşadığı sosyal çevre, bizim içinde yaşadığımız sosyal çevredir. Korkular, kaygılar, krizler, mutluluklar bizim hayatımızın da bir parçasıdır. Peki, tüm bu duygular içinde dengeyi sağlamak için ne yapabiliriz?”[89]

 

Gülmeyi Deneyelim

Vücudumuz üzerinde kontrolümüz yok diye korkmayın, henüz fark etmediğimiz, keşfetmediğimiz duygu ve düşüncelerimizi açığa çıkarmak ve çöküş yaşamaktan kurtulmak için yollarınız var. Gülmeyi kullanarak düşüncelerimizi, duygularımızı ve algılarımızı değiştirebiliriz. Bir problem üzerinde yoğunlaşmışken, bizi rahatsız eden duygusal bir tecrübemiz yüzünden veya yaşadığımız öz değer eksikliği yüzünden kendimizi stres altında hissedebiliriz. Olaya bakış açımızı değiştirebilmeyi becerip ona gülebilirsek, fizyolojimizi de olumlu olayla karşılaştığında gösterdiği mutluluk reaksiyonunu yaşatabiliriz. Daha pozitif bir hafıza oluşturarak kendimizle ve başkaları ile ilgili daha pozitif duyguları tetikleyebiliriz. Böylece stresli bir durum karşısındaki olumlu bir bakış açısı ortaya çıkmış olur ve vücudumuz bunu öğrenebilir. Özellikle gülerken vücudumuzda sayıları artan peptitler yani hafıza proteinlerimiz her zaman bu durumu hatırlayacaktır.[90]

Günlük hayatımızda duygularımızı etkileyecek pek çok şey vardır. Bunlar renklerden tutun da toplum, din, aile hayatı, elbiseler, medya, müzik ve meditasyona kadar her şey olabilir. Duygularımızı negatif etkilerden korumak için renk terapileri (aura soma) uygulanabilir. Örneğin yeşil renk; hipnotik ve sedatif, nörotik durumlar, anksiyete, tükenme duygusunda yararlıdır. Sakinleştirici etkisi olduğu için ameliyathanede ve hastane kıyafetlerinde kullanılır. Mor; yatıştırıcılık özelliği en yüksek olan renktir. Kırmızı; tehlike duygusu, negatif duygular ve heyecan uyandırır. Mavi; stabilite, sakinlik, olgunluk, güven ve gençlik hissi verir. Sağlıklı, iyi fonksiyonlu, olgun bir kişiye dönüşmek için çocuklukta temel ihtiyaçlarımızın karşılanmış olması gerekir. İçinde bulunduğumuz çevre kim olduğumuzu ve ne hissettiğimizi kabullenmeli ve bunlara değer vermelidir. Anne babamız da bizi kabullenmeli, tek ve kıymetli olarak görmelidir. Bu ihtiyaçlarımız karşılandığında iç kaynaklarımızı kendi ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekilde geliştirebilir ve diğer insanlarla olan iş ve oyun etkileşimlerimizde yapıcı yollar oluşturabiliriz. Ne kadar fonksiyonel veya disfonksiyonel bir aile içinde yetiştiğimiz, kendimiz ve etrafımızdaki dünya konusundaki hislerimizi şekillendirebilir ve algılarımızı, davranışımızı, sağlığımızı etkilemede önemli rol oynar.[91]

Duygularımızla başa çıkma, sağlığımız için hayati bir önem taşır. Bunun için en önemli şey duygularımızı sevmektir. Duygularınızı sevin... Duygularımızla başa çıkmanın yolları onlarla yüzleşmek, kabullenmek ve onları aşmaya çalışmaktır. Her zaman duygularımızı yaşarız; bu nedenle onlarla başa çıkmayı öğrenmemiz gerekir. Duygularımız baskılandığında depresyon, anksiyete, panik, yeme bozuklukları gibi sayısız yollarla su yüzüne çıkacaktır. Çoğunlukla insanlar hissettiklerini yaşamak istemeyebilirler. Duyguları utanmalarına, suçluluk hissetmelerine neden olabilir. Duygularımızı baskılamaya ve ihmal etmeye çalışsak bile onlar bizi terk etmezler ayrıca onları baskılamaya çalıştığımız dönem içinde kendimizi çok kötü hissederiz; biriken bastırılmış duygularımız strese neden olur. Duygularımızla baş etmeyi öğrenmeliyiz; buradaki zorlayıcı unsur, baş etme sonrası hangi duyguyu hissedeceğimizi asla bilmiyor olmamızdır. Ancak yapabileceğimiz tek şey duygularımıza verdiğimiz tepki şekli üzerinde kontrol ve hâkimiyet kurmaktır. Duygularımıza yabancılaşmayıp daima onlarla temas içinde kalmak, duygularımıza gösterdiğimiz davranışsal reaksiyonlarımızı kontrol etmemize çok yardımcı olacaktır. Aksi halde biz duygularımızı değil, duygularımız bizi kontrol edecektir.[92]

Sağlık, vücudumuzun doğal durumu olan fiziksel iyelik hali ve duygusal mutluluk olarak tanımlanabilir. Bu durum, hayatımızda istekler ve bu istekleri karşılayacak kapasite ve iç kaynaklarımız arasında vücudumuz denge kurabildiği sürece oluşur. Böylece sağlıklı ve iyi kalabiliriz. Fiziksel ve ruhsal sağlığımız bir denge durumundadır. Stres bu dengeli durumda tansiyon yaratır ve dengeleri bozar. Bazen bu tansiyon kişisel gelişim yolunda kapasitemizi artırarak, potansiyelimizi harekete geçirmeye katkıda bulunacağı için yararlı olabilir. Bazen de stres, üzerimizde iç kaynaklarımızın başa çıkabileceğinden daha fazla talep olduğu için şiddetli bir dengesizliğe yol açarak bize zararlı olacaktır. Bu durumun sonucunda fiziksel ve ruhsal iyelik halimiz de bozulacaktır. Bazı koşullar altında gülme negatife dönmüş olan bu dengeyi düzeltmemize ve daha kolay başa çıkmamıza yardımcı olabilir.

Kahkaha atmak ne işe yarıyor?[93]

Tansiyonu düşürüyor ve dengeliyor,

Bağışıklık sistemini güçlendiriyor,

Pozitif duyguları öne çıkarıyor,

Ağızda antibakterileri artırıyor,

Vücutta pozitif kimyasal maddeler artış gösteriyor,

Yaralar daha çabuk kapanıyor.

Gülümseyerek güne başlayın!

Her sabah gülümseyerek kalkın. Gününüz daha iyi geçecektir.

Sizi mutlu eden olayları düşünmeye çalışın.

Kendinizi zayıf hissetmeyin. Zayıf taraflarınızı yenmeye çalışın.

Yapmak istediklerinizin bir listesini çıkarın ve onları yapın.

Kahkaha egzersizini günde en az beş dakika yapın.

Günde en az on dakikayı kahkaha atmaya ayırın.[94]

Mizah gülmeyi yaratmada bir araçtır. Gülme fizyolojik bir reaksiyondur ve öğrenilebilir. Gülme bilinçli bir davranışımız olup, bilinç genellikle gülmenin ardından oluşur. Gülmeye karşı beynimizin her noktasında bir değişim olur, bu da fizyolojimizi olumlu yönde etkiler. Hele de hastane koridorlarında bir hastalıkla uğraşırken, hayata bakış açımız olumsuzken ve kendimizi belirsiz bir durumda hissederken mizah bizim kurtarıcımız olabilir. Mizah sadece espri yapmayı değil komedi kitapları okumak, komedi filmleri seyretmek, fıkra okumak gibi bizde gülmeyi yaratacak bir dizi faaliyeti de kapsar. Bunları yapmak sorunumuz olmadığı anlamına gelmez; bunla-sadece bulunduğumuz durumdan bizi uzaklaştırarak aradan geçer, zamana bağlı olarak olaya bakış açımızı değiştirmektedir. Mizah, duygularımızı anlamak ve zor durumda onları elde etmek için kullanılabilecek çok basit bir yöntemdir.[95] Mizahın psikolojik yararları inanılmaz boyuttadır. Sıkıntı içindeyken, stres altındayken veya herhangi bir yoğun duygu varlığında sadece probleme odaklanırsınız. Hatta probleme o kadar çok gömülmüşsünüzdür ki bazen bir çözüm bulabilmeniz bile olanaksızlaşabilir. Şöyle ki; etrafı çok yüksek duvarlarla çevrili bir havuz hayal edin, dünyada bu havuzdan başka bir şey yokmuş gibi hissedersiniz. Bu havuzun dünyanın çok küçük bir parçası olduğunu algılayabilmeniz için dışarıya çıkmanız şarttır. Bunu yapabilmeniz için bazen küçük bir yardıma ihtiyacınız olabilir. Mizah, problem havuzumuzdan sağlam zemine tırmanabilmemiz için gerekli merdiveni sağlar, mizah sayesinde dış dünyanın daha kapsamlı ve daha gerçekçi bakış açısına sahip olur ve problemin önemini daha iyi anlarız. Mizah bulunduğumuz negatif durumdan bizi uzaklaştırıcı deneyimdir. Beynimizi önceki duygulanımlardan temizler ve vücudumuzu yeni eylemler için tazeler.[96]

Gülme mutluluk ve neşe duygularını ortaya çıkartır. Çözümsüz kaldığımız zamanlar hayal kırıklığı içindeyken bize yeni iç görüler kazandırır. Mutlu ve neşeli iken bir problem üzerinde çalıştığımızda; çaresizlik, yetersizlik, değersizlik duyguları ile dolu olduğumuz zamanlara oranla daha yaratıcı oluruz. Bir proje üzerinde birden fazla çalışan insan varsa bu düşünce daha aşikâr olur. Paylaşılan gülme, grup içinde birlik ve beraberlik ruhu doğmasına yol açar. İnsanlar güldükleri zaman yüksek sesle düşünmek ve öneriler getirmek konusunda daha özgür ve rahat davranırlar. Çünkü gülme sayesinde aşağılanma ihtimalinden korkmazlar ve düşüncelerini paylaşım konusunda risk alabilirler. Gülme ayrıca daha gerçekçi ve daha riskli iletişimlere de kapı açar. Bazen insanlar, içinde bulundukları durumdan ürkmüş ve kendilerini ifade edemeyecek bir durumda olabilirler. Eğer kaygılarını abartılı bir şekilde ifade edecek mizahi bir yorum yapılırsa güleceklerdir. Bu onlara daha sonra üzerinde konuşmaktan kaçındıkları ve rahatsızlık duydukları konu ve kaygılarını açıkça tartışabilme imkânı verir.[97]

Hepimiz hayatımızda mizaha ihtiyaç duyarız. Gülmek sadece olumsuz duygulan yok etmekle kalmaz, sağlığımız için de yararlıdır. Gülme terapisinde insanlara, olaylara, objelere komik olmasa da açıkça gülmeleri öğretilir. Bu, mizahın zor durumlarla başa çıkma konusunda yardımcı olarak kullanılması amacıyla yapılır. Bir problemimiz olduğunda ya da zor bir anda gülebilme yeteneği bize güç ve üstünlük duygusu verir. Mizah ve gülme ümitli ve pozitif bir yaklaşım doğurur. Mizah, problemimize yeni bir perspektifle yaklaşmamızı sağlar. Gülme, biyokimyasal değişikliklere yol açarak vücudumuzu rahatlatır, birikerek vücudumuza zarar verebilecek oluşumları engeller. Olumsuz duyguların boşalmasını sağlar. Güldüğümüzde temel olarak acımızla oynuyor oluruz. Gülme sıcak, bağlayıcı ve bulaşıcıdır. insanların mizahla ilgili zevkleri birbirinden çok farklı olabilir. Bir kişinin komik bulduğunu başka bir insan itici ya da üzücü bulabilir. Palyaçolar ise pek çok insanın favorisidir. Bu nedenle terapötik mizah yöntemi olarak palyaçolar seçilmiştir.

Günlük hayata mizahı daha çok katmak için aşağıdakileri yapabilirsiniz.

Karikatür ve şaka sikeçleri biriktirin,

Kendinize komik dosyası hazırlayın,

En çok stres hissettiğiniz yere koyun,

İnternetteki şakalardan yararlanın,

Günlük tutun, komik olayları yazın,

Günde bir kere hakikaten gülün,

Gülmeyi yayın,

Esprili sözleri kullanın, iyice abartın,

Hayatınızdaki ironik durumları tespit edin ve çaba sarf edin,

Yüksek sesle gülmeyi unutmayın.[98]

Bu konularda bir şeyler okumaya başladığımda aslında gülmeliyim, gülmeliyim diye kendimi hipnotik bir dille kandırarak yaşamıyordum. Herhalde ben şanslı insanlardanım, gülmeyi belki de çocukluğumdan beri biliyordum. Hayırların bile iletişim kurduğumuz kişilere gülerek söyleneceğine inananlardanım. Bunun yarattığı etki de hiç fena olmuyor. Bunu şuradan anlıyorum; henüz gülerken başıma fırlatılan bir nesne olmadı. Bunları yazarken uygulamanın hiç de kolay olmadığını biliyorum. Ancak size kendi hayatımla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum. Sabahın altısında bir arkadaşımla boğaz köprüsünün üzerinden geçerken bana anlattığı iki fıkra araba kullanmamı bile engelleyecek şekilde beni güldürmüştü. Şimdi fıkraları hatırlamamama rağmen boğaz köprüsünün üzerinden her geçişimde ne kadar güldüğümü hatırlıyorum ve yüzümde tebessüm oluşuyor; birden ruh halimin değiştiğini fark ediyorum. Sizler de şimdi yazacağımı mutlaka deneyin. Sizi güldüren bir fıkra ezberleyin ve bunu düşünün... vücudunuzdaki etkiyi takip edin. Bir arkadaşınızın yanına gittiğinizde 'Bugün çok iyi görünüyorsun, ne kadar mutlusun' cümlesi ile karşılaşıyorsanız başarmışsınız demektir.[99]

 

Kahkahayla Gülmenin Bazı Faydaları

Öfke ve kin duygusu bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Neşeli ve bol kahkaha atan kişilerin ise bağışıklık sistemi daha kuvvetli.

Güldüğümüzde yüzümüzde 15 kas birlikte çalışıyor. Bu da yüzümüzün genç kalmasını sağlıyor.

Güldüğümüz zaman tümör ve virüslerle savaşan hücrelerimizin sayısı da artıyor.

Özellikle ruhsal bazı hastalıkların tedavisinde gülme terapisi kullanılıyor. Hastalar üzerinde olumlu etkileri olduğu gözleniyor.

Alman Dr. Heiner Uber Gülme Prensibi adlı kitabında, gülmenin 11 yararını şöyle sıralanıyor:

Cinsel yaşamın daha iyi olmasını sağlar.

Soğuk algınlığından korur.

Şeker hastalığına karşı korur.

Tansiyonun dengede kalmasını sağlar.

Vücuttaki ağrıların azalmasına neden olur.

Stresi yok eder.

Mutlu hissettirir.

Saldırgan ve sinirli olmayı engeller.

Fiziksel olarak iyi hissetmenizi sağlar.

Sindirime yardımcı olur.

Kötü huylu tümörlerle mücadele eder.[100]

 

Olumlu Mizah, Gülme ve Gülmenin Fiziksel Etkileri

Gülme, doğuştan gelen terapötik (iyileştirici) özelliği olan bir mekanizmadır, mizah entelektüel düşünce ile ilgili bir süreçtir ve sonradan öğrenilir. Bir insanın mizah duygusunun olması, çok gülmesi anlamına germez. Ancak mizah, gülmeyi yaratmada bir araç olarak kullanılabilir. Son 25 yıldır araştırmacılar, duyguların sağlık üzerindeki etkisini ölçmekte, duygusal durumumuzla bağışıklık sistemimizin çalışması arasındaki ilişkileri anlamaya ve daha fazla bilgi edinmeye çalışmaktadırlar. Bu araştırmaların bir kısmı, mizah ve gülmenin sağlık üzerindeki yararlarını ortaya çıkarmıştır. ABD, Avrupa, Avustralya, Japonya ve Güney Amerika'daki hastaneler; hastalar, hasta aileleri ve personel için bu yönde programlar hazırlamaya başlamışlardır. Bu programların bazıları palyaço ziyaretleri, bazıları komedi, video ve TV gösterileri, bazıları da 'mizah terapistlerinin hastaları ziyaret etmesi üzerinde odaklanmaktadır.

Bilimsel araştırmalar mizah ve gülmenin, stresi azaltıp bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, insanların değişimle başa çıkmalarına yardımcı olduğunu göstermiştir. Sağlık ve sağlığın sürdürülmesinin önemi yadsınamayacağı için gülmenin sağlayacağı duygusal rahatlığa her zaman ihtiyaç olacaktır.[101]

Mizahın ve gülmenin yararları çok boyutlu olarak ele alınmakta ve fizyolojik, sosyal, psikolojik ve bilişsel yararı tanımlanmaktadır. Fizyolojik yararları, solunum sistemi, kardiyovasküler sistem, kas iskelet sistemi, gastrointestinal sistem, endokrin sistem, merkezi sinir sistemi ve bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri bulunmaktadır. Sosyal etkileri; iletişimin, olumlu tutum, güven duygusu ve esnekliğin, yaratıcılığın artması olarak görülmektedir. îş yerindeki etkileri; ekip ruhunun kazanılması, çatışmaların ortadan kalkması, stresin azalması, iş tatmininin artması, öğrenme sürecinin hızlanması, üretkenliğin artması, maliyetlerin düşmesi ve kârlılığın artmasıdır. Mizahın bir insanın davranışsal ve duygusal sağlığı üzerinde oldukça belirleyici bir etki yaptığı bilinmektedir. İnsanın kendisine yönelik olumsuz ya da karamsar yaklaşımının, bedeni üzerinde olumsuz etki yaptığı, olumsuz ve eleştirel duyguların vücutta bir zincirleme reaksiyon başlatarak bağışıklık, hormon ve sinir sistemi arasındaki karmaşık iletişim ağını etkilediği, olumlu veya iyimser yaklaşımların ise iletişim akışının artmasına yol açtığı yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur.[102]

Gülümseme bebeklerin ve çocukların kullandığı ilk dildir. Gülümseme aynı zamanda bebek ile iletişimde karşılıklı dikkat ve etkileşimi getirir. Kahkaha ise vücudu harekete geçiren türde bir gülümsemedir. Ne yazık ki her yerde kahkaha atamayız. Başkalarının bu davranışımızı nasıl karşılayacakları konusunda endişeliysek, saygın bir imajı korumak konusunda duyarlıysak, gürültümüzle başkalarının rahatsız olacağını hissediyorsak ya da kültürümüzde gülmeye ilişkin güçlü tabular varsa kendimize hakim olmak için çaba gösteririz. Vücudumuzun olumlu mizaha ve gülmeye karşı cevabı iki aşamalıdır. Uyarılma döneminde fizyolojik belirtilerde artış gözlenir, bunun ardından ise tüm organlarımız dinlenme dönemindekinden daha az bir enerji ile çalışmalarını sürdürürler. Mizah ve gülmenin sistemlerimizde yarattığı etki ve değişiklikler aşağıdaki gibidir.[103]

Solunum Sistemi: Solunum hızı ve derinliği artar. Akciğerlerin içinde sürekli olan hava miktarı azalır. Bu da nefes alıp verme sırasında akciğerlerin daha fazla havalanmasına ve akciğerlerin bir atık ürünü olan balgamın kolay çıkmasına neden olur.

Kalp-Damar Sistemi: Gülmenin başlangıcında kalp hızı ve kan basıncı artar, izleyen dönemde ise her ikisi de düşer. Artık kişinin kan basıncı normal düzeyin altındadır ve el, kol, bacak gibi uç organlara kan akımı artmıştır.

Kas ve iskelet Sistemi: Gülme eyleminin başlamasıyla, nefes alışımız değişir. Bu değişiklik, ağızdan akciğerin en uç noktalarına kadar solunum kaslarının etkilenmesine sebep olur. Yüz kasları, kol ve bacak kasları önce kasılır, sonra gevşer ve bu devam eder. Kasların kasılıp gevşemesi dokuların ihtiyacı olan kanlanmayı sağlar.

Sindirim Sistemi: Salgılar artar, sindirim kolaylaşır, barsak hareketleri karın kaslarının hareketlenmesi ile hızlanır. Bu da sindirim sisteminin, sindirimde gerçekleşen kendi kendine hareketlerin düzenli olmasını sağlar.

Merkezi Sinir Sistemi: Ağrıya tolerans artar, stres algısı, öfke ve anksiyete azalır. Kontrol hissi, olumlu ve iyimser ruh hali ortaya çıkar. Bireyin özgüven ve özsaygısı artar.

Hormon Sistem: Gülme, endorfin ve steroid hormonlarının salınımına neden olarak hücre düzeyinde direncimizi artırır. Direnci artan hücrenin dayanıklılığı, vücudun savunma sistemine katkıda bulunur.

Bağışıklık Sistemi: Gülmeyle beraber bağışıklık sistemimizde yer alan ve bizim hastalanmamızı engelleyen vücut savunucularımızın sayısı artar. Ayrıca IgA, IgM ve IgG konsantrasyonları yükselir, B-lenfosit sayısı artar. Kompleman 3 miktarı çoğalır. Bunların kanda artması ve yüksek seviyede yaşamımızda yer alması, kanser gibi tedavisi zor hastalıkların oluşumunu engeller ve enfeksiyonlara karşı vücudumuzun direncini artırır.[104]

 

Olumlu Mizah ve Gülmenin, Düşüncelerimize ve Algılarımıza Etkileri

Mizah ve gülmenin sosyal etkilerine bakarsak; gülme, iletişimde iki yönlü etkileşimi destekler, insanları birbirlerine yakınlaştırır, olumlu tutumu teşvik eder, destekleyici bir ilişkinin devamlılığını • sağlar, güven duygusunu pekiştirir, esnekliği ve yaratıcılığı geliştirmenin yanında olaylara farklı bir bakış açısı ile yaklaşmamızı sağlar.

Mizah ve gülme bireyin, dünyayı daha geniş bir açıdan görmesine yardımcı olarak stres düzeyini azaltır. Mizah stres yaratan olaylar karşısında bireylere, olayların o kadar da güçlü ve korkutucu olmadığını göstererek strese karşı koruyucu etki yaratabilir. Shakespeare "Hiçbir şey iyi ya da kötü değildir, onu iyi ya da kötü yapan şey düşüncelerdir" sözünün ne kadar haklı olduğunu, yaklaşımımızın olayların etkilerini değiştirdiğini daima aklımızda tutmalıyız. Olumsuz stres altında iken probleme odaklandığımızda; çözüm gözümüzün önünde bile olsa göremeyiz. Yoğunlaştığımız olumsuz durum bakış açımızı daraltır, etrafımızdaki olaylara karşı dikkatimizi azaltır ve olumlu duygularımızı yaşamamızı engeller. Mizah, kısa bir süre de olsa içinde bulunduğumuz bu durumun dışına çıkmamızı sağlar ve bakış açımızı değiştirebilir.[105]

 

Duygularımızın Sağlığımız Üzerindeki Etkileri

Bir insanın tutum ve duyguları sağlığı üzerinde çok belirli bir etki yapar. Bu konu psikolojik durumun immün sistem üzerine etkisini inceleyen bilim dalı olan psiko nöro immünolojinin çalışma alanına girmektedir. Olumsuz ve eleştirel duygular vücutta zincirleme bir reaksiyon başlatarak bağışıklık sistemi, hormon sistemi ve sinir sistemi arasındaki karmaşık iletişim ağını olumsuz etkiler. Olumlu veya iyimser yaklaşımlar ise bunlar arasındaki iletişim akışının artmasına yol açarak sistemi olumlu etkiler. Psikolojik durumumuzun dayanıklılık sistemimiz üzerinde etkisini inceleyen çalışmalarda, bilim adamları, olumlu ve olumsuz hissettiğimizde moleküler düzeyde ne olduğunu araştırmaktadırlar. Bu alanda çalışan araştırmacılardan önde gelen bir tanesi moleküler biyolog olan Candace Perd'dir. Emosyon Molekülleri (Emotion Mollecules) adlı kitabında doğrudan bu konu ile ilgilenmektedir. Duygulara bağlı oluşan değişikliklere örneklerden bir tanesi, olumlu hissettiğimizde kanda ve bağışıklık sistemimizde endorfin düzeyinin yükselmesidir. Endorfinler sağlığımızı ve bütünlüğümüzü olumlu etkileyen hormonlardır.[106]

 

SONUÇ

Gülmenin ve mizahın insan sağlığı için ne kadar önemli olduğu unutulmamalıdır. Aynı zamanda insan karakterinin şekillenmesinde değerlendirilecek önemli bir terbiye yöntemidir. Eğer bir toplumda mizah baskılanmaya çalışılırsa mutlaka o toplum psikolojik yönüyle sağlıksız olmaya başlayacaktır. Üstelik tarih boyunca büyük mizah ustaları adı konulmamış büyük ahlâkçılardır. Ahlâk öğretilerini mizahî bir üslupla toplumun öğrenebileceği ve anlayabileceği bir konuma getirirler. Somut bir şekilde özetlersek; mizah tarladan toplanan sebzenin mutfakta lezzetli bir kıvamla pişirilmesidir. Gülmek ise o mizah aşçılarının sunduğu yemeklerinin zihinlerde oluşturduğu aydınlanma ile insanların nöro- hormonal sistemdeki sağlıklı denge haline kavuşmasıdır. Gülmenin unutulduğu veya unutturulduğu toplumlar sadece psikolojik değil aynı zamanda bedenlerindeki rahatsızlıklara açık hale gelirler.

 

KAYNAKLAR

Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, Çağlayan yayınları, İstanbul, 1969.

Ahmet Mithat Efendi, İstanbul’da Bir Don Kişot (İktibas), Türk edebiyatı, sayı: 385.

Aziz Nesin, Cumhuriyet Dönemi Türk Mizahı, (Yayına Hazırlayan: Turgut Çeviker), Adam Yayınları, İstanbul, 2001.

Barry sandres, Kahkahanın Zaferi, (Çeviren: Kemal Atakay), Ayrıntı yayınları, İstanbul, 2001.

Ezel Elverdi ve arkadaşları (Hazırlayanlar)Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, 6.cilt, dergah yayınları, İstanbul, 1986, s.384.

Henri Bergson, Gülme: Komiğin Anlamı Üstüne Deneme, Ayrıntı Yayınları, (çev. Yaşar Avunç) ,İstanbul, 1996.

Levent Bayraktar ve Zeynep Tek,  Bergson’dan Mustafa Şekip’e Gülme, Aktif Düşünme, Ankara, 2015.

Ömer Özcan, Başlangıştan Günümüze Türk Edebiyatında Hiciv ve Mizah (Yergi ve Gülmece), İnkılap Yayınevi, İstanbul, 2002,

Rabelais, Gargantua, Çevirenler: Sabahattin Eyüpoğlu ve arkadaşları), Türkiye iş Bankası yayınları, İstanbul, 2000.

Saliha koç, İyileşme ve İyileştirmede Gülümsemenin Gücü, sistem yayıncılık, İstanbul, 2009.

Seyit Kemal Karaalioğlu, Edebiyat Akımları, İnkilap ve Aka, İstanbul, 1980.

Şaban Sağlık, Türk Romanı ve İroni, Hece Dergisi, Sayı, 124, 2007.

 

 

 

 

[1] Barry sandres, Kahkahanın Zaferi, (Çeviren: Kemal Atakay), Ayrıntı yayınları, İstanbul, 2001, s.17.

[2] Barry sandres, a. g. e., s.18.

[3] Barry sandres, a. g. e., s.19.

[4] Barry sandres, a. g. e., s.19.

[5] Barry sandres, a. g. e., s.20.

[6] Barry sandres, a. g. e., s.22.

[7] Barry sandres, a. g. e., s.23.

[8] Barry sandres, a. g. e., s.23-24.

[9] Barry sandres, a. g. e., s. 24-25.

[10] Barry sandres, a. g. e., s. 25. Henri Bergson, Gülme: Komiğin Anlamı Üstüne Deneme, Ayrıntı Yayınları, (çev. Yaşar Avunç), İstanbul, 1996. 

[11] Aziz Nesin, Cumhuriyet Dönemi Türk Mizahı, (Yayına Hazırlayan: Turgut Çeviker), Adam Yayınları, İstanbul, 2001, s.24.

[12] Aziz Nesin, a. g. e., s.25.

[13] Aziz Nesin, a. g. e., s.26.

[14] Barry sandres, a. g. e., s.54.

[15] Barry sandres, a. g. e., s.55. Leonardo da Vinci, sanatçılar için insanların duyguları/heyecanları üzerine bir kitap yazmıştır: İlk kez 1551 yılında Paris'te yayımlanan Resim Kitabı. Leonardo şu gözlemde bulunur: "gülen kişi ile ağlayan kişi arasında gözler, ağız ya da yanaklarda herhangi bir farklılık yoktur; tek fark, kaşların çatılışında görülür, ağlayan kişide kaşlar aşağı çekilir, gülen kişide yukarı kaldırılır."

 

[16] Barry sandres, a. g. e., s. 116.

[17] Barry sandres, a. g. e., s. 116-117.

[18] Barry sandres, a. g. e., s. 117.

[19] Barry sandres, a. g. e., s. 117-118.

[20] Barry sandres, a. g. e., s. 118.

[21] Barry sandres, a. g. e., s. 119.

[22] Barry sandres, a. g. e., s. 119.

[23] Aziz Nesin, a.g.e., s.21.

[24] Aziz Nesin, a.g.e., s.22.

[25] Aziz Nesin, a.g.e., s.22-23.

[26] Aziz Nesin, a.g.e., s.23.

[27] Aziz Nesin, a.g.e., s.23-24.

[28] Aziz Nesin, a.g.e., s.25.

[29] Aziz Nesin, a. g. e., s.27.

[30] Aziz Nesin, a. g. e., s.27.

[31] Aziz Nesin, a. g. e., s.27.

[32] Aziz Nesin, a. g. e., s.27-28.

[33] Aziz Nesin, a. g. e., s.28.

[34] Aziz Nesin, a. g. e., s.28.

[35] Aziz Nesin, a. g. e., s.29.

[36] Aziz Nesin, a. g. e., s.32-33.

[37] Aziz Nesin, a. g. e., s.32.

[38] Aziz Nesin, a. g. e., s.33.

[39] Levent Bayraktar ve Zeynep Tek,  Bergson’dan Mustafa Şekip’e Gülme, Aktif Düşünme, Ankara, 2015, s. 49.

[40] Aziz Nesin, a. g. e., s.33.

[41] Aziz Nesin, a. g. e., s. 34.

[42] Aziz Nesin, a. g. e., s.34.

[43] Aziz Nesin, a. g. e., s.34-35.

[44] Aziz Nesin, a. g. e., s.35.

[45] Levent Bayraktar ve Zeynep Tek,  a. g. e.,  s. 50.

[46] Saliha koç, İyileşme ve İyileştirmede Gülümsemenin Gücü, sistem yayıncılık, İstanbul, 2009, s.20.

[47] Saliha Koç, a. g.e., s.20-21.

[48] Saliha Koç, a. g.e., s. 21.

[49] Saliha Koç, a. g.e., s.22.

[50] Saliha Koç, a. g.e., s.22-23.

[51] Saliha Koç, a. g.e., s.23.

[52] Saliha Koç, a. g.e., s.23.

[53] Saliha Koç, a. g.e., s.24.

[54] Saliha Koç, a. g.e., s.23-24.

[55] Saliha Koç, a. g.e., s.25.

[56] Saliha Koç, a. g.e., s.32.

[57] Saliha Koç, a. g.e., s.32-33.

[58] Saliha Koç, a. g.e., s.33.

[59] Saliha Koç, a. g.e., s.34.

[60] Saliha Koç, a. g.e., s.35.

[61] Ezel Elverdi ve arkadaşları (Hazırlayanlar)Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, 6.cilt, dergah yayınları, İstanbul, 1986, s.384.

[62] Aziz Nesin, a. g. e., s.19.

[63] Aziz Nesin, a. g. e., s.19-20.

[64] Aziz Nesin, a. g. e., s.20.

[65] Aziz Nesin, a. g. e., s.20-21.

[66] Ömer Özcan, Başlangıştan Günümüze Türk Edebiyatında Hiciv ve Mizah (Yergi ve Gülmece), İnkılap Yayınevi, İstanbul, 2002, s. 19.

[67] Ezel Elverdi ve ark., a. g. e., s. 384.

[68] Rabelais, Gargantua, Çevirenler: Sabahattin Eyüpoğlu ve arkadaşları), Türkiye iş Bankası yayınları, İstanbul, 2000.

[69] Aziz Nesin, a. g. e., s. 29.

[70] Şaban Sağlık, Türk Romanı ve İroni, Hece Dergisi, Sayı, 124, 2007, s. 96.

[71] Seyit Kemal Karaalioğlu, Edebiyat Akımları, İnkilap ve Aka, İstanbul, 1980, s. 27.

[72] Ömer Özcan, a. g. e., s.20.

[73] Ömer Özcan, a. g. e., s.21.

[74] Ömer Özcan, a. g. e., s.21.

[75] Ömer Özcan, a. g. e., s.22.

[76] Ömer Özcan, a. g. e., s.22.

[77] Ezel Elverdi ve ark., a. g. e., s. 385.

[78] Ömer Özcan, a. g. e., s. 24.

[79] Ezel Elverdi ve ark., a.g.e., s.385.

[80] Ömer Özcan, a. g. e., s.24.

[81] Ömer Özcan, a. g. e., s.25.

[82] Ezel Elverdi ve ark., a.g.e., s.385.

[83] Ezel Elverdi ve ark., a.g.e., s.385-386.

[84] Ezel Elverdi ve ark., a.g.e., s.386.

[85] Aziz Nesin, a. g. e., s.70-71.

[86] Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, Çağlayan yayınları, İstanbul, 1969.

[87] Aziz Nesin, a. g. e., s. 315.

[88] Aziz Nesin, a. g. e., s. 340.

[89] Saliha Koç, a. g. e., s. 5.

[90] Saliha Koç, a. g. e., s. 6.

[91] Saliha Koç, a. g. e., s. 6-7.

[92] Saliha Koç, a. g. e., s. 7-8.

[93] Saliha Koç, a. g. e., s. 8.

[94] Saliha Koç, a. g. e., s. 9.

[95] Saliha Koç, a. g. e., s. 9.

[96] Saliha Koç, a. g. e., s. 9-10.

[97] Saliha Koç, a. g. e., s. 10.

[98] Saliha Koç, a. g. e., s. 11.

[99] Saliha Koç, a. g. e., s. 11-12.

[100] Saliha Koç, a. g. e., s. 12.

[101] Saliha Koç, a. g. e., s. 39.

[102] Saliha Koç, a. g. e., s. 39-40.

[103] Saliha Koç, a. g. e., s. 40.

[104] Saliha Koç, a. g. e., s. 41.

[105] Saliha Koç, a. g. e., s. 42.

[106] Saliha Koç, a. g. e., s. 42-43.

[i] Prof.Dr., Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi ABD Öğretim Üyesi

Comments powered by CComment

About the Author

Prof.DR. Hilmi ÖZDEN

More articles from this author

“NEVÂÎ TARZI”NDA KUŞLARLA YOLCULUK
Aşkın lisanıdır kuş dili. Manayı gizlemek için aşksızlardan, kuşlarda sır olmuştur. Yedi gök altında, yedi deniz üstünde yedi vadiyi aşmak ve Kaf dağına ulaşmak için çırpınanların dilidir. Peki bu maceraya “talip” olan kuşların içinde hangisidir ruhumuz? Ten kafesimizin içindeki can kuşu; talibi...
TARİH GEZGİNİ-24: GASPIRALI’NIN GÖZÜYLE “YENİ YIL BAYRAMI”
Yılbaşını bilmem ama her yılın sonunda çocukluğumdan beri süregelen “Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” tartışmalarının ülkemizde bir gelenek hâline geldiğini söyleyebilirim. Şayet Gaspıralı İsmail Bey’e kulak vereceksek bu tartışmanın bir tarafı olmaktan ziyade -evvela- bütün ön...
OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
prev
next

Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam(lar) çıkarırdık. Bir işin özelliklerini, işleyişini, en ince ayrıntılarına kadar iyice öğrenenlere, o işin ilmini alanlara saygımız sonsuzdu. Bir kimsenin ne düşündüğünü anlar, düşüncesini okur; ona göre davranışımızı ayarlardık. Kelime hazinemiz olması gerekenden(!) fazlaydı. Bir şeyi anlata anlata bitiremezdik, bizleri de birileri dinlerdi. Bir şeyin ilminden anlayan insanları çevremizde sık görürdük. Duyduğumuzdan gördüğümüzden anlam...

Anadolu’da kurulan ilk beylikler: Çaka beyliği (İzmir , 1081-1097) Dilmaçoğulları Beyliği (Bitlis , 1085-1192) Danişmendliler Beyliği (Sivas , 1072-1178) Saltuklu Beyliği (Erzurum , 1072-1202)

Her şey uygun olsun; kıymeti veya niteliği bakımından aynı değerde olan şey(ler)e sahip olalım, çevremiz de böyle olsun; uygun vakit ve fırsatlar hep bizim için olsun; işlerimiz rast gelsin, denk düşsün uygun/münasip olsun, tam zamanına zamanında rast gelsin… mücadelesindeyiz hepimiz. Allah inşallah cümlemizin işini denk getirir. Günümüzde problemlerin yaygınlığı belli bir yerde çözümleri de yaygınlaştırmıştır. İş, denk gelen çözümü bulabilmektir. Özellikle sosyal çevredeki uyumsuzluklar,...

… İşimize geldiğinde sözü çeviriveriyoruz hemen. Sözümüz neden kesiyorlar, biz başkasının sözünü niçin kesiyoruz? Sözümüzü esirgememekle nereye varacağımızı sanıyoruz? Sözü neden hep dağıtıyoruz. Sözü mü olur du aramızda ufak tefeğin... ‘ Söz aramızda’ derdik başkası bilsin istemiyorsak. Söz çıkmazdı aramızdan o zaman. ‘ Sözüm meclisten dışarı’ der başlardık anlamada tereddüt hâsıl olduğunu düşündüğümüzde. ‘ Sözüm yabana’ der kırmamaya çalışırdık karşımızdakini. Sözünden çıkmayan insanlar...

Çukurova Lobisi Dergimiz, İmtiyaz Sahibi Ali Alper Çetin’in önderliğinde, Mayıs-Haziran 2018 Sayı: 56 okuyucusuyla buluştu. Gündemin odağı ise: Barak Havaları ve Usta icracısı merhum Şerif Akbağ Dergi içeriğinde ; Başyazı: Büyük Türk bilgini, ayaklı kütüphane: KÂTİP ÇELEBİ-Ali Alper Çetin, Barak Havalarının Usta İcracısı Şerif Akbağ-Dr. Halil Atılgan, Üreten Toplum Nitelikli Üretim-Dr. Necmettin Karakuş, Toprak Kokusu- Ceyhan Düzgün, Tarımda İthalat Patladı Bağımsızlık Tehlikede-Ali Ekber...

Üniversite okumaktan ümidini kesmiş ve askere gitmeyi göze almış bir genç, cep harçlığı biriktirmek için, inşaatın en tepesinde pek de tekin sayılamayacak bir noktaya konuşlanmış, kurumuş betondan tahtaları, tahtalardan paslı çivileri sökmeye çalışıyor. Bir ses onu, daldığı hayal dünyasından uyandırıyor: -Hadi, in aşağıya, kazanmışsın!

Çalışmada Türkçenin öğretiminde kip kategorisinin ele alınış biçimleri incelenmiştir. Araştırma yöntemi olarak tarama modelinin kullanıldığı bu çalışmada verilerin toplanması için doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada öncelikle dil bilgisi ve dilbilim kitaplarındaki kip tanımları ve sınıflandırmaları değerlendirilmiştir. Dil bilgisi kitaplarında kip ve zaman konusunun birlikte ele alındığı, kip ve zaman arasında tam bir ayrım yapılamadığı, konunun birbirine karıştırıldığı sonucuna...

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak… Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta… Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller… Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta… Ahmet Haşim Şiirde Muhteva (İçerik) Şiir tahlillerinde ilk önce metne bağlı...

Unesco. United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü. İsmi kadar onu sembolize eden amblemi de oldukça ilginçtir bu örgütün. Ön cephesinde görülen altı sütuna bakılırsa onun eski Yunan dünyasının en eski tapınaklarından biri olan ön tarafında altı sütün bulunan peripteros plana göre inşâ edilmiş Oympia Zeus Tapınağı’nı temsil ettiğini anlamakta gecikmeyiz. Antik Yunan halkının kafasına mütemâdiyen şimşekler çakarak...

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü kurulduğu zaman başına geçecek bir profesör aranır. O zamanlar profesörleri Maarif Vekâleti atar. Neden sonra vekâlet, Tanpınar’a bir heyet göndererek profesörlük teklifi götürür. Tanpınar, teklifi kabul eder; ancak küçük bir şartı olduğunu bildirir. Şartının ne olduğunu sorduklarında:

İnsanoğlunun gaybı bilme, geleceğe ve kadere yön verme istek ve merakı onu farklı arayış ve uygulamalara sevketmiştir. Tûrkler tarafından da aynı gaye ile bu yönde uygulamaların ortaya koyulduğu görülmektedir. Fal, İslamlık öncesi çeşitli Türk kavimlerinde “bakı, ırk, tölge, vs.” gibi kelimelerle ifade edilmiş, İslamlık sonrası Türkler arasında ise kimi uygulamalarla İslâmî çerçevede varlığım sürdürmüştür. Toplum hayatında falın yaygın bir şekilde tatbiki, Arapça, Farsça ve Türkçe mensur ve...

Şiir, tiyatro, hikâye, roman, resim, heykel, film gibi bir sanat veya düşünce eserinin zayıf ve güçlü yönleri göz önünde bulundurularak gerçek değerini belirleme amacıyla yapılan inceleme sonucunun anlatıldığı yazı türüne edebiyatta ‘eleştiri (tenkit)’ denir. Eleştiri, okuyucu ile yazar arasında bağ kurar. Eleştiri, okuyucuya, izleyiciye ve sanatçıya kılavuzluk eder.

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

×

Hata

There was a problem loading image sadettin_yildiz.jpg

Yılbaşını bilmem ama her yılın sonunda çocukluğumdan beri süregelen “Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” tartışmalarının ülkemizde bir gelenek hâline geldiğini...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech