Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Prof.DR. Hilmi ÖZDEN">
(Okuma süresi: 7 - 14 dakika)
Bunu okudun 0%

nevruz

nevruz
Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentliği emanetini “21. Mart. 2014” Nevrûz günü Tataristan’ın Başkenti Kazan’a teslim etti. 21. Mart. 2014 sabah 10.00’da vilayet meydanında Nevrûz ateşinin yakılması ile törenler başlamış oldu. Dede Korkut gölgesinde yakılan Ateş Türk Boyları ve Akraba Toplulukları arasındaki dostluk çırasını da tutuşturmuş oldu. Ateşin harlandırıldığı, örs üstünde demirin dövüldüğü “Ergenekon” destanımızın temsil edildiği bir başlangıç yapılıyordu.

İskitlerden, Hunlardan, Göktürklerden Osmanlılara Ergenekon emanet edile edile geliyordu. Sonra Mehter Marşımızın gökyüzünü inleten sesleri ile alan doluyor, renga renk giysileri içinde folklor grupları tarifi kaleme sığmayacak bir şölen’in mutluluğunu bizlere yaşatıyordu. Alanın etrafında Hakas, Başkurdistan, Doğu Türkistan, Karakalpak, Kazakistan, Pakistan, Dağıstan vd. Türk boylarının çadırları kurulmuştu. Çadırların içi ve dışı insan kaynıyordu. Her yörenin millî kıyafetlerini giyinmiş insanlarının sergilediği kitaplar, motifli damgalı süs eşyaları ve daha neler neler vardı. Kazakistan çadırında “Abay Kumanbayev”in “Şiirleri”, Nasihatler” isimli kitapları konuklara veriliyordu.

Doğu Türkistan çadırında Uygur ve Kazak Türklerini satılık olmayan ardıç ağacından yapılmış seferde neferin “kımız” saklama kabı, içeceği çamçaklar bulunuyordu. Aklıma “Bozkurtlar’daki” “Yamtar” geliyordu. Doğu Türkistan çadırında Hızırbek Gayretullah Beg’in kızı ve damadı ile tanışmak ise bana apayrı duygular yaşatıyordu. “Altaylar’da Kanlı Günler” eserini görünce heyecanlanıyorum ve bunu henüz 18 yaşında iken okumuştum diyorum. Kızı babam birazdan gelir deyince öyle bir sevinç içimi kaplıyor ki kitabını okuduğum o hayatı yaşayan kahraman insanla tanışacak olmanın heyecanını yaşıyorum.

Birazdan Hızırbek Gayretullah Ağbi geliyor. Elini öpmek istiyorum, lakin öptürmek istemiyor, sarılıyorum. “Uzaklara Balam” isimli eserini imzalıyor. Yunus Zeyrek (18 Kasım 2019 yılında Hakk’a yürüdü) Ağabeyim “Bizim Ahıska” dergisini Hızırbek Amcaya hediye etmiş. Oradaki “Şeyh Şamil ve Hacı Murat üzerine” isimli yazımızı gösteriyorum, memnun oluyor ve bu yazıyı yazma nedenimi anlatıyorum ve sohbet ediyoruz. Getirilen “Türkistan pilavından” tatdıkdan sonra Doğu Türkistan çadırından çıkıp Tataristan Türklerinin bulunduğu tarafa yöneliyorum.

Kırım Türklerinin ve diğer Türk Boylarının çadırları ve bayrakları ile sefere çıkan “Turan” kültür ordusunun bir ovayı doldurduğunu hayal edebiliyorum. Bir tarafta Bulgaristan yahut Makedonya’dan gelen misafir folklor gösterileri, diğer tarafta Dağıstan yahut Başkurdistan folklor ekibini görebiliyordunuz. Kerkük’lü gençler ise dün Bilecik’te bugün burada bizlere ayrı bir coşku veriyorlardı. Mavi zeminli al yıldızlı bayrağı sallarken gök ve bayrak bir birinden ayırt edilemez çizgiye geliyor. O an artık gökyüzü mü bayrakta bayrak mı gökyüzünde fark edilmiyordu. Bayrak mavi gökyüzü mavi idi. Gökyüzünde hilal ve yıldız, bayrakta hilal ve yıldız vardı. Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan yerel kıyafetleri içinde gençler geleceğin müjdecisi olarak biz “dün olmakta olanlara” selâm veriyorlardı.

Yakasında Doğu Türkistan’ın gök bayrağı’nı taşıyan ufacık “Mücahid” ise dikkatimi çekti. Babası Mir Kamil Kaşgarlı Beyle konuşuyoruz. Birazdan sahnede “İstiklâl Marşını” okuyacağını söylüyor. O parmak kadar Mücahid “İstiklal Marşının 10 kıtasını birden eksiksiz okuyor. Marşın öncesinde Türkistan dolaylarından şiirle giriş yapmayı da ihmal etmiyor.

Sahneye her yöreden göstericiler çıkıyor ve çoşkulu anlar yaşatıyorlardı. Halka dağıtılan pilav açlıkları yatıştırıyor, dağıtılan ayranla, kımızdan ayrana hep aynı tarzda damaklar serinletiliyordu.

Türkmeneli Televizyonu Müdürü Aziz dostumuz Hanifi Beyle karşılaşıyoruz. “Hilmi Bey kısa bir söyleşi yapabilirmiyiz? diyor” Özetle “Nevrûz” hakkında şunları söylüyorum: “Nevrûz, Türklerde on iki hayvanlı Takvimin başlangıcı, baharın gelişi ve yılın ilk günüdür. Gece ile gündüzün eşit olduğu bir dönemdir. Baharı müjdeler. Her şeyden önemlisi, Türklerde Ergenekon’dan çıkışı müjdeler. Kurtuluş günüdür. Demir Dağı erittiğimiz gündür. Orta ve Uzak doğuda birçok Ulus bunu Türklerden almışlar ve kullanmaktadırlar. Bu bizim içim mutluluk vericidir. İnanıyorum ki ilerde Tüm Dünya bu bayramı bir bahar şenliği bir doğuş günü olarak alacaklardır. İnsanlığın, İnsanî değerlere kavuştuğu gün, yeniden diriliş günü olarak anılacaktır”.

Ali KAFKASYALI’nın  “Türk Dünyasında Nevruz Geleneğine Toplu Bakış”[1] isimli makalesinden  “Nevrûz” ile ilgili şu bilgileri okumak faydalı olacaktır sanırım:

“Dünyanın köklü kültür ve medeniyetine sahip milletlerinden biri olan Türk milletinin, kendine özgü inanç, örf, âdet ve gelenekleri vardır. Çin içlerinden Avrupa içlerine, Sibirya  sahillerinden Yemen, Afrika sahillerine  kadar nice coğrafyada binlerce yıl hükümran olan Türklerin dünya  medeniyetine bahşettiği önemli geleneklerden biri Nevruz geleneğidir.  Türkler, gecenin ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart gününü yılın ilk günü kabul etmiş ve binlerce yıl bu günü, “Yeni Gün” veya “Ergenekon Günü”, “Çağan”, “Ulusun Ulu Günü” gibi adlarla yılbaşı olarak kutlaya gelmişlerdir.  Dünyanın en eski bayramlarından biri olan Nevruz, dinî bir bayram olmaktan öte bir halk bayramıdır. Her dinden insanlar bu bayramı kutlamaktadır. Nevruz, tabiatla insan arasındaki münasebeti artıran neşe demlerinden biridir [2]

Nevruz, Türk dünyasında, ortak kültürel değer olması yönüyle önemli bir yere sahip olup, Türklük dünyasında ve Anadolu’da ortak inanmalarla, ortak heyecanlarla yüzyıllardır Türk kültürüne özgü özelliklerle kutlanılmaktadır.[3]  Başka bir ifade ile Nevruz, Türk boylarının genel ve ortak bir tarihî değeridir. Nevruz’a mahallî veya politik renk verenler yanılırlar. Nevruz ulu Türk tarihinin, Türk millî tefekkürünün, halk felsefesinin bayramıdır. Bu bayram, Azerbaycan, Başkurt, Gagauz, Hakas, Karaçay, Kaşkay, Kazak, Kırgız, Nogay, Özbek, Türkmen, Uygur gibi bütün Türk boyları tarafından bilinip, kutlanmaktadır. Her biri farklı bir coğrafyada yaşayan bu Türk boyları öz millî, tarihî, coğrafî, geleneksel zenginliklerini bu bayrama katmışlardır.[4]

Büyük Türk Bilgini Kaşgârlı Mahmut, Divanü Lûgat’it-Türk adlı eserinde “Nevruz” yerine “Yeni Gün” ifadesini kullanmıştır: “Yeni gün (Nevruz)den  sonra ilkbahara “oğlak ay” derler, sonra “uluğ oğlak ay” derler; çünkü bu ikinci  parçada oğlak büyür.[5] Nevruz adının Farsça olmasından yola çıkarak Türk milletinin bu kadim bayramını, başka milletlere veya bazı kavimlere mal etmeye çalışmak veya bu bayrama siyasî bir mahiyet yüklemek doğru değildir.

Nevruz Bayramı’nın İran coğrafyasında kutlanmasının sebebi, bu coğrafyanın kadim Türk vatanı olması  ve günümüzde de olduğu  gibi, bu coğrafyada tarih boyunca, Türk nüfusunun çoğunlukta olmasındandır. Ebülgazi Bahadır Han ve Prof. Dr. Mahmut Takî Zehtabî başta olmak  üzere, birçok ünlü tarihçi, İran’ın tamamının milattan 4400 yıl öncesinden Türk yurdu olduğunu ortaya koymaktadır. Bugün de Türkiye’den sonra Türklerin en yoğun olarak yaşadığı Türk yurdu İran coğrafyasıdır. Eski İran kültür ve medeniyetinde Nevruz Bayramı geleneği yoktur.

İlk defa 1020 yıllarında Gazneli Mahmut’un Firdevsî’ye yazdırdığı Şehnâme’de görülmektedir. Nevruz geleneği, Türk medeniyetinden kültür intikali esnasında İran kültürüne geçmiştir.[6] 999 yılından 1925 yılına kadar  İran coğrafyasına hâkim olan devletlerin tamamı Türk devletleridir. Karahanlı, Gazneli, Selçuklu,  İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevî, Afşar, ve Kacar devlet ve hanedanları birer Türk devleti ve Türk hanedanlarıdır. Bu Türk devletlerinin, Nevruz geleneğini bu coğrafyada yaşatıp yaymaları elbette ki tabiîdir.

Nevruzla İlgili Ortak Kültür Unsurları

Türk soyunun özgün hasletleri içerisinde atalara saygı vardır. Buna Ata Kültü diyoruz. Türk insanı, dünyaya gelmesinin müsebbibi olan atalarına karşı daima hürmet besler. Türkler, atalarına olan bu bağlılıklarını ve saygılarını, Nevruz Bayramı gibi özel günlerde açıkça sergilerler. Hayatta olan büyükler ziyaret edilip elleri öpülür, hediyeler sunulur. Ölenlerin kabirleri ziyaret edilir. Bu durum, tamamen Türklerin, ata, analarına minnet ve şükran ifadeleridir. Türk milletinin özgün inançları içerisinde yer alan bir diğer husus da suya verilen kutsiyettir. Su hayattır. Türklerce su kutsaldır. Bunun tezahürünü Nevruz törenlerinde görürüz. Birçok Türk yurdunda, yılın son çarşamba sabahı, genç kızların akan suların kıyısına giderek suya selâm vermeleri, soğuk su ile yüzlerini yıkamaları, üzerlerine su serpmeleri ve suyun üzerinden atlamaları, Türklerin suya olan inançlarından kaynaklanan hususlardır. Arife günü yıkanma ananesi de bundandır. Suya atfedilen kutsiyetin en güzel örneklerini edebiyatımızda görüyoruz:

Fuzûlî, Hz. Muhammed’i anlatmak için yazdığı kasidesinde “su” redifini kullanmıştır.

“Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl

Başını taştan taşa urup gezer âvâre su”[7]

Yolcu ettiğimiz insanların arkasından su serpmemiz, sevdiğimiz veya memnun kaldığımız insanlar için “Su gibi aziz olasın!”, “Ömrün su gibi uzun olsun!” diyerek, iyi dileklerimizi ifade etmemiz, tamamen suyu aziz bilmemizden ve suya olan saygımızdandır. Türk insanının kutsal bildiği, mübarek saydığı ve saygıyla yaklaştığı bir diğer varlık da ateştir. Türklere göre ateş, ocaktır. Ateş, var olma, yaşama, dirilik alâmetidir.

Türkler, ateşin gökten indiğine inanırlar. Bunun için de onun kutsal ve temizleyici bir gücünün olduğunu kabul ederler. Altaylar ve Yakutlar ateşin bu gücüne “od idi” (ateş sahibi) derler. Altaylar ve Yakutlar çakmak taşından elde edilen ateşi kutsal sayarlar. Kırgızlarda,  hâlen yeni gelen gelin, eşinin ve onun akrabalarının evine “Atko Kirgizüü” (Ateşe Girdirme) âdetini yerine getirmeden giremez. Gelin çağırıldığı veya geldiği evin ocağına yağ atar, alevlenen ateşe eğilerek dua eder. O eve iyi niyetle geldiğini, o evin ocağını sevip sayacağını ateşin huzurunda ifade eder. Bu Şamanistik merasim, İslâm dininin Kur’an ve mevlid okutma gibi ibadetine de karışmıştır. “Çıt Çıgaru” (Koku Çıkarma) adı ile günümüzde de yaşatılmaktadır.[8]  Batı Trakya Türkleri yaş ağaçları bir birine sürterek elde ettikleri ateşi  kutsal sayarlar. Bütün köylü, mahalleli aynı ateşten ocaklarını yakarlar. Ateş, dirilik, canlılık, aydınlık alâmeti olarak sürekli yanık tutulur. Hiç söndürülmez. Kazara söndüğü takdirde aynı kaynaktan gelen bir ateşten alınır. Anadolu’nun birçok yöresinde komşudan ateş alma, yıllarca ocağı söndürmeme geleneğinin altında bu vardır.

Mehmet Akif, Türklerin, aynı ateşten ateş almalarına veya aynı ocaktan ocak yakmalarına, bununla da dünya durdukça var olacaklarına  İstiklâl  Marşımızda yer vermiştir:

 

“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!”

 

Kuzey Altay Türklerinde gelin ile güvey gerdek gecesi ilk defa yaktıkları ateşi çakmak  taşından elde ederler ve üç gün üç gece bu ateşin yanında bulunurlar. Diğer yandan ateşin temizleyicilik özelliği olduğu bilinir. Şimdi de bazı Türk boylarında görüldüğü gibi eski devirlerde Türkler ateşin üzerinden atlayarak veya kor halindeki iki ateşin arasından geçerek veya etrafında dolanarak kötü ruhlardan, kötülüklerden temizleneceklerine inanırlardı. Bizans  İmparatorlarından Jüstin’in elçisi Zamarkhos’un, 568 yılında Göktürklerin ülkesine gittiğinde, elçilik heyeti ile birlikte, yanmakta olan ateşin etrafında döndürülüp, kötü ruhlardan arındırıldıktan sonra Han’ın huzuruna çıkarılması ilgi çekici bir örnektir.[9]  Günümüzde de Altay, Yakut, Gagauz, Abhaz Türkleri başta olmak üzere birçok Türk boyunda ateşin üzerinden atlamak ve ateşin etrafında dönmek uğur ve iyilik alameti olarak kabul edilir. Müslüman Başkurtlarda ve Kazaklarda hastayı “alazlama”, hâlâ Anadolu’da bütün canlılığı ile devam eden hastaları “tütsüleme” ve “üzerlik yakma” geleneği de bu inancın devamıdır.

Romanya’da yaşayan Müslüman Türkler ölülerini defnetmeden önce kötülüklerden korunması ve başka varlığa dönüşmemesi için büyükçe bir ateşin altından geçirirler.[10]  Hıristiyan Gagauz Türkleri, loğusa kadını kötü ruhlardan korumak için kapısının önüne kor halinde ateş koyarlar. Loğusanın yanına gidenler bu ateşin üzerinden atlayarak giderler.[11] Nevruz kutlamalarında Son Perşembe akşamı ateş yakılması, üzerinden atlanması, ahırların, komların, ambar ve kilerlerin bacalarından ateş kıvılcımları serpilmesi, temizlik, bereket beklenmesi yine bu inancın eseridir. “Şum Töreni” sırasında tarlada yakılan ateş de bu sebepledir. Türk milletinin hiçbir obası, oymağı, kabilesi kesinlikle ateşe tapınmamıştır.

Kuran-ı Kerim’de, Allah, “Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.”  (Kuran-ı Kerim, 36 / 80) diye işaret ederek bize bahşettiği en büyük nimetlerin başında gelen ateşe saygı ona  tapınmak demek değildir. Onu bize verene, yani Allah’a saygıdır. Dinlerde çeşitli kutsal unsurların olması onlara tapınılıyor anlamı taşımaz. Yahudilerin “Sina Dağı”, Hıristiyanların “Zeytin Dağı”, Müslümanların “Kâbe” veya “Hıra Dağı” ile ilgili inançları onlara tapınıyor inancını doğurmaz.

Bu yanlış yaklaşımlar neticesinde birçok değerimizi kaybetmişiz. Birçok güzel gelenek ve değerlerimizi başkaları sahiplenmiştir. Şimdiki İran coğrafyasında yaşayan Zerdüşt ve onun eserleri bunun en açık örneğidir. Dede Korkut kitabının, Orhun Abidelerinin başına gelenler bunun tipik örnekleridir. Hülasa olarak Türk milleti için önem taşıyan bu kıymetli geleneğimizi korumalıyız, bütün incelikleriyle yaşatmalıyız.”[12]

Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentliği’nin 21 Mart 2014 kapanış ve Tataristan devir teslim şöleni Anadolu Üniversitesi BESYO salonunda muhteşem görseller, folklor ve müzik ziyafeti ile son buldu. Halk oyunlarının en ilginci ise, 500 kişinin sahneyi doldurduğu, Türk Dünyasından her sanatçının yerel kıyafeti ile Anadolu halk oyunları oynamaları idi. Karadeniz horonundan, Anamur oyununa kadar, Kazak, Altay, Kırgız, Boşnak, Arnavut, Dağıstan, Kafkas, Azerî kısaca yeryüzü Türkleri el ele omuz omuza gönül gönül’e oynuyorlardı.

Bu manzara için tek bir kelime söylenebildi: “Yeni gün” “Ergenekon”. Türkler asırlar sonra Ergenekon’dan çıkıyor, demir dağları eritiyor, Anadolu’da birlikte horon tepiyor, halay çekiyorlardı. Türkistan’ı Balkan’ı Kafkas’ı bir yürek olmuş Anadolu’da kucaklaşıyordu. Bahar, müjde demek, ağaçların çiçek vermesi meyvenin müjdelenmesi demekti. Türk’ün Hayat Ağacı artık tomurcuğunu vermişti,  “Kızıl Elma”sını toplamak ise gelecek nesillere düşüyordu. Gökalp “Börteçine kurdun adı/ Ergenekon yurdun adı” demişti. Kurt, onun hürriyeti idi, Kurt hürriyeti temsil etmekte Türklere Vatan’ın yolu hürlükten geçer demekte idi. Sizlerde benim gibi hür doğar hür yaşarsanız Ergenekon’un demirden dağını eritir, zorlukları aşar çıkış yolunu bulursunuz diyordu. Onun boz rengi de rastlantı değildi. Kara (Teklik) ile ak (çokluk)’ın buluştuğu renkti. Göktürklerde ise Börte-Çine, Kıyan soyundan hikmetli bir kişi idi. Nevruz’da (Ergenekon Bayramı’nda) 21 Mart’ta gece ile gündüz birbirine eşitti. O gün “Hanif” dinine mensup olan Türkler gece-kara- (batın) ile gündüz-ak- (zahir) gerçeğinin birlikteliğinin hikmetine de ermişlerdi. Gündüz (Kesret), Gece (Vahdet) onlar için bir olmuştu. Tevhid ehlî idiler. Yeniden doğuşun “yeni gün”ün erleri idiler. O gün, Türk Milleti’nin yeniden ibdası ve inşasının olduğu gündü. Onun için “Hz. Adem’in yaratıldığı gün”, “Hz. Nuh’un gemisinin karaya oturduğu gün”, “Yunus Peygamberin balığın karnından çıktığı gün”, “Hz. Peygamberin peygamberlik hil’atını” giydiği gün”, “Hz. Ali’nin doğum günü”[13] gibi fevkalade hadiseleri anlatmak için de her zaman“yeni gün “Nevruz” kavramı kullanılmıştı.

Bayramlarımızın bizlere vermiş olduğu derunî mesajlar vardır. Folklorik zenginliğimize, Millî-İslâmi zengin irfanımıza, Tarih ve Millet olma bilincimize, Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar Kazak Türkünde, Zaza Türkünde, Uygur Türkünde, Türkmen Türkünde, Gurmanç Türkünde, Kafkas Türkünde velhasıl Tüm Türklerde “ortak bir kültür bileşkesi[14] dir. Her geçen gün bu ortak paydamız daha da güçlenecektir.

Ahir söz

Eskişehir 2013 Türk Dünyası etkinlikleri bir yıldır devam ediyordu. Bugün Kazan’a devredildi. Bu yoğun ve görkemli faaliyetin isimsiz kahramanları vardı. Bu etkinlikler önceki valimiz Sayın Kadir KOÇDEMİR Beyle başlamıştı. Daha sonra Çanakkale’den yeni gelen Sayın Valimiz Güngör Azim TUNA Bey ve tüm ekibi tarafından inanılmaz yüksek bir gayret ve enerji ile tüm Eskişehir ve Türk Dünyasında paylaşılan bir atmosfer ortamı oluşturuldu. Eskişehir 2013 Türk Dünyası Ajansının “fedakar, cefakar, adeta uyumayan, yemek yemeyen, acıkmayan, yorulmayan ” her kademesinden personeline ise ne kadar teşekkür etsek hakkını veremeyiz. Hepsini Cenab-ı Allah (C C) dünya ve Ahiret’te dostumuz eylesin diye dua ediyorum. Başta Valimiz olmaz üzere onların şahsında Türkiye Cumhuriyeti Devletine şükranlarımı arz ederim. Nice Nevruz’lara birlikte erişmek ve kutlamak dileğiyle. Varolun, sağolun.

22 Mart 2014

[1] Ali Kafkasyalı, Türk Dünyasında Nevruz Geleneğine Toplu Bakış, Erzurum Valiliği İl Kültür Müdürlüğü’nün 21 Mart 2005 günü hazırladığı konferansta sunulmuştur.

[2]Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Olcabay,1995: 229; Tuzlugul, 1995: 323; Askaraov, 1995: 237). Olcabay K. Karatayev (1995) Kırgız Tarihi ve Nevruz, Türk Kültüründe Nevruz Uluslar Arası

Bilgi Şöleni  Bildirileri, AKM Yay., Ankara., Tuzlugul, Totay Tacioğlu, (1995),  Kazakistan’da Nevruz Kutlamaları, Türk  Kültüründe Nevruz Uluslar Arası Bilgi Şöleni  Bildirileri, AKM Yay., Ankara., Askarov, Akhmatali, (1995),  Özbekistan’da Nevruz Tekrar Halkın Bayramı Oldu, Türk  Kültüründe Nevruz Uluslar Arası Bilgi Şöleni  Bildirileri, AKM Yay., Ankara.

[3]Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Artun, 1999). Artun, Erman, (1999), Türk Halk Kültüründe Nevruz”, Uluslararası Nevruz Sempozyumu, Kazakistan.

[4] Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Nebiyev, 1995:44; Veliyev, 1995:125). Nebiyev, Azad, (1997),  Azerbaycan’da Nevruz, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara.

[5] Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Atalay, 1992: I/347). Atalay, Besim, Divanü Lûgat-it Türk Tercemesi, T.T.K. Basımevi, 3. Baskı, C.I, Ankara.

[6] Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Güldiken, 2000:136). Güldiken, Kadir, (2000),  İran Türk Toplumunda Nevruz Kavramı ve Töreni, Türk Dünyasında Nevruz, III. Uluslar Arası Bilgi Şöleni Bildirileri. AKMB Yay., Ankara.

[7] Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Akyüz vd., 1990: 32) Akyüz, K., Beken, S., Yüksel, S., Cumbur, M., (1990), Fuzûlî Divanı, Akçağ Yay., Ankara.

[8]Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Cumakunova, 2000: 77). Cumakunova, Gülzura, (2000), Kırgızların Nooruz Kutlamalarında Eski Türk  İnançlarının İzleri, Türk Dünyasında Nevruz, III. Uluslar Arası Bilgi Şöleni Bildirileri. AKMB Yay.,Ankara.

[9] Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Kafesoğlu, 1980: 25; Çay, 1988: 201). Kafesoğlu, İbrahim, (1980), Eski Türk Dini, İstanbul., Çay, M. Abdulhaluk,  (1988),  Türk Ergenekon Bayramı Nevruz, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., Ankara.

[10] Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Güngör ve Argunşah, 1991:42). Güngör, H., Argunşah, M., (1991), Gagauz Türkleri, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara.,

[11]Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153. (Güngör ve Argunşah, 1991:43, 47). Güngör, H., Argunşah, M., (1991), Gagauz Türkleri, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara.

[12] Ali Kafkasyalı, a. g. m. s. 149-153.

[13] Zeynel Abidin Makas, Türk Millî Kültüründe Nevruz, TDAV, İstanbul, 1987, s. 82-83.

[14] Objektif Araştırmalar Merkezi, Bir Kültür Bileşkesi olarak Nevruz Geleneği ve Ergenekon Destanı, Ankara, 1992.

http://www.ulkuyaz.org.tr/nevruzdaki-vatan-hilmi-ozden/

Comments powered by CComment

About the Author

Prof.DR. Hilmi ÖZDEN

More articles from this author

“NEVÂÎ TARZI”NDA KUŞLARLA YOLCULUK
Aşkın lisanıdır kuş dili. Manayı gizlemek için aşksızlardan, kuşlarda sır olmuştur. Yedi gök altında, yedi deniz üstünde yedi vadiyi aşmak ve Kaf dağına ulaşmak için çırpınanların dilidir. Peki bu maceraya “talip” olan kuşların içinde hangisidir ruhumuz? Ten kafesimizin içindeki can kuşu; talibi...
TARİH GEZGİNİ-24: GASPIRALI’NIN GÖZÜYLE “YENİ YIL BAYRAMI”
Yılbaşını bilmem ama her yılın sonunda çocukluğumdan beri süregelen “Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” tartışmalarının ülkemizde bir gelenek hâline geldiğini söyleyebilirim. Şayet Gaspıralı İsmail Bey’e kulak vereceksek bu tartışmanın bir tarafı olmaktan ziyade -evvela- bütün ön...
OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
prev
next

Araştırmamızın amacı XX. yüzyıl başında Tatar edebiyatının önemli isimlerinden olan şair Segıyt Remiev’in eserlerinde Doğu Klasik şiir geleneklerini gündeme getirmektir. Ayrıca büyük Azerbaycanlı şair İmadeddin Nesimî eserlerinde köklenen Panteizm felsefesinin isyancılık ve insanı Tanrılaştırma gibi temel fikirlerinin S. Remiev’i de olumlu etkilemesi gözlenmektedir. Nesimî de, S. Remiev de cisim ve can sahibi olan insanın dünya ve kâinata sığmadığını söyleyerek, insanı Tanrılaştırma veya...

Adana Aladağ’da yanarak ölen yavrulara ithaf Bugün garîb gönlümün garîb bir melâli var Memâttan tevahhuşu hayâttan kelâli var! Yetişti bir hatar-gehe zavallı râh-ı aşkta Ne gitmeye cesâreti ne durmaya mecâli var! Yakarsa düştüğü yeri taaccüb etme giryeme Bilir misin cemâlinin ne âteşîn hayâli var? Aman ne dil-nişîn belâ, ne tatlı zehr imiş gamın Ne çekmek isterim ne de geçilmek ihtimâli var! Gamınla doldu Ekrem’in o şi’rlerle tab’ı kim Hazin hazin tasavvuru yanık yanık meâli var.

İnsan, camdan bir fanus gibi çabucak kırılıyor en ince yerinden. Sahi bu kadar kolay mı kırmak? Yoksa bazen biz de mi sebep oluyoruz kristalimizin tuz buz olmasına? Tam elini uzatacakken hep üzgün ve yalnız kalmaya… Doruklara çıktıkça şehir ne kadar da küçülüyor, hayat anlamsızlaşıyor. Neden hayatı güzellikle dolduran minik bir şey yok olunca yerini kocaman bir boşluk alıyor? Garip… Çok garip bir boşluk… Neden kendimizi bundan mahrum ediyoruz k i? Neden istenmeden edilen veda, veda edileni...

- Şehit öğretmenlerimizin aziz hatırasına- Ulular, bir harf öğretene kırk yıl kölelik yapmak isterlerdi. Filozoflar; yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir diyerek eğitimin, vücutta ve ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek demek olduğunu ifade ederlerdi. Devlet adamları, öğretmenlerin dünyanın her tarafında insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurları olduklarını belirtirlerdi. Öğretmenlik mesleğinin halk ve devlet...

1976 yılında Tarsus’ta doğdu. 2002 yılında Niğde Üniversitesi’nden mezûn oldu. Töre, Kurgan Edebiyat, Siyah-Beyaz Kültür, İnziva, Herfene, Yeni Düşünce, Başarı Edebiyat, Yör-Türk, Temrîn, Şiar ve çeşitli yerel edebiyat mecmûalarında şiirleri yayınlandı. 2014 yılında 22. Uluslararası Hazar Şiir Akşamları’na resmî olarak davet edildi ve “Belemir” adlı şiiriyle kürsü aldı.

Uçurumun kenarındayım Hızır Ulu dilber kalesinin burcunda Muhteşem belaya nazır Topuklarım boşluğun avcunda Derin yar adımı çağırır Dikildim parmaklarımın ucunda Bir gamzelik rüzgâr yetecek Ha itti beni, ha itecek Uçurumun kenarındayım Hızır Civan hazır Divan hazır Ferman hazır Kurban hazır

Yüz yıl önce Türk vatanı paramparça edilerek sömürgeci devletler paylaşılırken nice vatan evladı şehit veya gazi olmuştur. Kaybedilmiş vatanlarda Türk askerinin tümden bedeni, kolu, bacağı bırakılmıştır. Ama oğulların yüreğinde çalınan vatanların sevdası sürekli canlı tutulmuştur. Yüz yıl önce analar babalar oğullarını vatan-millet imdadına gönderirken ‘’Ya şehit ol ya gazi ‘’ demişler. Vatanseverler, ‘’Ya istiklal ya ölüm ‘’ nidalarıyla sömürgecilere gerekli dersi vermişlerdir. O yılların ruh...

“Sizi ekmeksiz bıraktık ama babasız bırakmadık.” sözü Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki duruşunu, tavrını, politikasını, öngörüsünü özetler. İki seçenek sunsalar ve deseler ki, “Aç kalmak mı istersiniz, babasız kalmak mı?” herhâlde hepimizin ilk tercihi hiç düşünmeden “aç kalmak” olur. Bütün acımasızlığıyla savaşı göz önüne getirdiğimizde, bir ülkeyi böyle bir felâketten koruyanlara medyûn-u şükrân olmaktan daha doğal bir yaklaşım düşünülemez.

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ BOZKURTLAR Hüseyin Nihal Atsız Ötüken Yayınlar Hazırlayan: Burcu SESLİ Tarih, edebiyat, mitoloji, folklor, Türk halk bilimi vb. alanlarda çalışmalar yapmış olan entelektüellerden Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerinden biri de Bozkurtlar adlı romandır. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor şeklinde birbirinin devamı olan iki eserin Ötüken neşriyat tarafından tek kitapta toplanması ile birlikte Bozkurtlar romanı oluşmuştur. Atsız’ın tarihi romanlarındandır. Birinci...

Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. An ketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu?... Her hafta bir şii bu suale cevap vererek, insanlık kadar eski olan bu sanatın ölmezliğine bizi tatm çalışıyor. Şiir ölüyor mu? Sual ilk bakışta oldukça gariptir. Fakat bu garabet ilii Iarın da faniler gibi doğup öldüklerini, hatta tekrar dirildiklerini bilen bugünün adamını şaşırtacak dereceye varamaz. Niçin şaşıralım ki, bizzat bu sualin hatıra gelmesi bile böyle bir endişeyi haklı...

Kanadı kırık güvercinler gelir sana sığınmaya. Özgür yaylalarında tedavi olmaya koşar yaralı ceylanlar senin. Sen öğüdünü “gel” diyen Mevlana’dan alırsın. “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü” hoş gören Yunusu Emre’dir senin kılavuzun. Hacı Bektaş’tır yücelerden yüreğine seslenen: "Dili, dini, renge ne olursa olsun, iyiler iyidir.” Ve işte bu yüzden kapın ve gönlün açıktır darda kalana. Bölüşmeyi bilirsin sofrandaki acı soğanla, kuru ekmeği. Çünkü sen konuklarına “Tanrı misafiri” dersin, on nasiple...

Hüseyin Nihal Atsız (bariz bir şekilde) herhangi bir şöhret değildir. Gerek ideolojik kimliğiyle, gerekse Türk edebiyatındaki konumu itibarıyla Atsız pek çok meşhura kıyasla farklı bir yerdedir. Her şey bir yana, Atsız hem hayattayken hem de vefatından bugünlere Türkçü gençliği peşinden sürükleyebilen sıra dışı bir karakterdir. Ruh Adam romanı nasıl ki büyüleyici bir romansa, Nihal Atsız’ın kendisi de aşkındır. Ahmet Bican Ercilasun’un “Türkçülüğün Mistik Önderi” ifadesi hiçbir itiraza yer...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Yılbaşını bilmem ama her yılın sonunda çocukluğumdan beri süregelen “Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” tartışmalarının ülkemizde bir gelenek hâline geldiğini...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech