Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Feride Turan">
(Okuma süresi: 5 - 9 dakika)
Bunu okudun 0%

imagesİstiklal Marşı’nın şairi Mehmet Akif, bir kıtasında yüreklerimizi burkan şu ifadelere yer vermiştir:

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler şu heyûlâyı da, er geç, silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?

İstiklal Marşı’nda “Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” diye Yaradan’ına yalvaran şairin, yıllarca vatanından ayrı düşmüş iman dolu kalbi, ömrünün nihayetinde “cennet vatanında” 27 Aralık 1936’da durmuş; bu kıtada da belirttiği gibi “toprakta gezen gölgesine toprak” çekilmiştir.
“Günler şu heyûlâyı da, er geç, silecektir” dese de Akif; ne günler ne aylar ne de yıllar onun hayalini gönlümüzden asla silememiştir. Ebediyetin, ancak rahmetle anılmakla mümkün olduğuna inanan Millî Şair’in şu dizeleri ise bir kor gibi düşer yüreklere: “Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?”

Bugün bu satırlar vesilesiyle onu bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor ve “sadır”dan “satır”lara, ona olan hasretimizi yeniden tazeliyoruz.

Akif’e hasretiz. Yazdığı bütün şiir ve yazılarında, verdiği bütün vaazlarında milletinin vicdanını uyandıran Akif’e hasretiz. Türk’ün ateşle imtihanında İstiklal Marşı ile milletinin ruhuna tercüman olan Akif’e hasretiz. “Cânı, cânânı” terk edip bu ateşin tam da kalbine düşerek Millî Mücadele’nin manevi lideri olan Akif’e hasretiz. Anadolu’yu karış karış dolaşıp camilerde Millî Mücadele’ye çağıran vaazlar vererek millî birlik ve beraberliğin oluşmasında, isyanların bastırılmasında göz ardı edilmeyecek hizmetlerde bulunan Akif’e hasretiz.
O günler bir yol ayrımındaydı tarih. İki yol vardı: Biri millet için felaket, sefalet ve en vahimi esarete uzanıyordu. Diğeri ise yolcularını ateşle sınayan ve can-canan, yâr-yârân, her şeyin terk edilmesi gereken bir yoldur. Akif, ateşlerle dolu bu yolu seçti ve devletine karşı isyan endişesiyle arafta kalmış gönüllere rehnüma oldu. Aydın kimliği ile, maneviyatı ile milletinin takdir ve güvenine mazhar olmuş Akif; seçtiği bu yolda vatanperverlere cesaret vermiş; vatan evlatları, bahtı kara annesini kurtarmak için Anadolu’ya geçmiştir.

Vaktiyle bir şiirinde şöyle demişti Akif:

Enbiyâ yurdu bu toprak; şühedâ burcu bu yer;
Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer!
Hem vatan gitti mi, yoktur size bir başka vatan;
Çünki mirasyedi sâil kovulur her kapıdan!”

Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ’nın titrediği; peygamberler yurdu, şehitler burcu olan bu canım vatandan başka vatan yoktur bize. Üstelik ateşe tutularak anlaşılır altının ayarı ancak. Akif’in bu ateşe tutulan ve vatan endişesiyle çarpan, yirmi dört ayar katıksız altın kalbine hasretiz.

Onun iyiliğe çağıran sesine hasretiz. O ki bütün eserlerini sırat-ı müstakim (dosdoğru bir yol) üzerinde iyiliği emretmek (emr-i bi’l-ma’rûf) ve kötülükten sakındırmak (nehy-i ani’l-münker) için yazmıştı. Hayatının özü, özeti de bundan başka bir şey değildir zaten.

Onun çizdiği gençlik ideali olan “Asım’ın nesli”ne hasretiz. Asım’ın nesli, Akif’in sesidir zira. Hasret kaldığımız erdemleri yüreklerinde, vicdanlarında barındıran bir nesildir bu ve Çanakkale’de büyük destan yazmıştır:

Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek

dedirtmiştir Akif’e bu nesil ve mayasında edeb vardır. Öyle ki söz meclisinde fısıltı hâlinde konuşmayacak kadar edeblidir; ancak yeri geldiğinde haksızlığın karşısında avazı çıktığı kadar bağırır, haksızlığı engellemeye gücü yetmese bile…

Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

der her durum ve şartta çünkü;

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum!”

Vefanın kelime anlamının bile unutulmaya yüz tuttuğu günümüzde; onun, dostları karşısında vefalı duruşuna hasretiz. 1910’da Hasan Tahsin vefat edince 3 çocuğunun bakımını üstlenir Akif. Zira Baytar Mektebinde iken karşılıklı anlaşmışlar ve hayatta kalanın daha önce ölenin ailesine bakacağına dair birbirlerine söz vermişlerdir. Dostuna daha mektep yıllarında verdiği sözün sorumluluğunu taşıyan şairimiz; günümüzde eşine az rastlanan bir vefa örneği olmuştur.

Akif şahsında, aslında hakiki dost ve dostluklara hasretiz. Allah rızası için, yani “Yaradan’dan ötürü” seven dostlara… Mithat Cemal, Mehmet Akif Ersoy'un, dostlarına karşı tutumundan bahsederken şöyle demişti. “Dostunu, ‘sevmek’ kelimesinin noksansız mefhumu ile seviyordu. Öldüğü zaman; düştüğü zaman; dünya aleyhine döndüğü zaman; yanında olmadığı vakit ve sevmeyenlerin yanında bulunsa bile. ”Dile kolay sözlerdir bunlar. İşte Akif gibi, öldüğümüz zaman; -düşmez kalkmaz bir Allah- düştüğümüz zaman; dünya aleyhimize döndüğü zaman; yanımızda olmadığı vakit ve bizi sevmeyenlerin yanında bulunsa bile eleştiri okları karşısında dimdik duran, dostunu arkasından tutan arkadaşlara; bir türküde söylendiği gibi “yüze dost, kalpte hain” değil; hakiki dostlara, dostluklara hasretiz.

Milletinin Marşı’nın parayla yazılamayacağının idraki ve heyecanıyla; paraya çok ihtiyacı olduğu hâlde, hatta kışın ayazında ödünç palto ile dolaştığı hâlde; Marş’a konulan ödül parasına el uzatmayan Akif’in o tertemiz niyetine hasretiz. Hatta “Akif Bey, şu mükâfatı reddetmeyip de kendine bir palto alsaydın” diyenlere gücenen o güzel gönlüne hasretiz.

“Üç buçuk soysuzun arkasında zağarlık yapmayan, aldırmadan geçemeyeceğini” söyleyen Akif’in doğruluğuna, hakikatin sözcüsü oluşuna hasretiz. Öyle ki süslü püslü riyakâr sözlerdense “odun gibi” hakikati yeğlemiştir ve şöyle demiştir:

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

Keskin bir bıçak gibi sözüyle; hakikat ve yalanı net bir şekilde ikiye ayırmış; hakikati bir bir söylemiştir: “Biz Anadolu’ya medeniyet götürüyoruz” diyerek edepsizce, hayasızca ve vahşice vatanın namusunu ayaklar altına alan asrın maskeli vicdanına,haklılığından aldığı cesaretle “tükürün” demiştir.

Tükürün Ehl-i Salîb'in o hayâsız yüzüne!
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!
Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün:
Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!

Zira kan donduran bir vahşeti reva görenlere karşı sözün bittiği yerdedir vicdan. O hâlde vicdanın sesi olan bir şaire de bu hayasızca saldırılar; bu utanç verici, iğrenç işkenceler karşısında “tükürün” demek düşer.

Onun özü neyse sözü o olmuştur çünkü. Olduğu gibi görünmüş, göründüğü gibi olmuştur nefes alıp verdikçe. Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytan olmamıştır hiçbir vakit. Var gücüyle milletin vicdanını uyandırmaya çalışmıştır bütün eserlerinde. İşte bu yüzden; birilerine şirin gözükmek için inanmadığını asla söylemeyen ve yazmayan Akif’in kelamına, kalemine hasretiz. Ve medeniyete giden asıl yolu gösteren vizyonuna hasretiz onun:

Alınız ilmini garbın, alınız sanatını;
Veriniz hem de mesâinize son sür’atını.
Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız;
Çünkü milliyeti yok san’atın, ilmin; yalnız,

Batı’nın ilmini alın, der, bunda da çok samimi ve kararlıdır Akif; ancak sözüne “yalnız” kelimesini şerh düşer. Ona göre Batı dünyasından yalnız bilim-teknoloji alınmalı, sermayeci toplumun ahlâk ve âdetleri yurda sokulmamalıdır.

Sonu hüsran olan bir alışverişle kültürünü, millî ve manevi değerlerini Batı’ya değişen; Batı’yı körü körüne taklit ederek medenileşeceği zanneden bir anlayışın karşısındadır Mehmet Akif. Doğu'nun Batılılaşarak değil, kendini yenileyerek; dinin özüne, aslına dönülerek kurtulacağına inanır. İşte biz; Akif gibi bülbül olup güle gelmiş; Hak için dile gelmiş yüreklere hasretiz.

Onun hedefinde sadece maskeli vicdanlar yoktur; iğneyi başkasına, çuvaldızı kendimize batırır ve dini maskaraya çeviren sözüm ona dindarlara da söz meydanında sözünü sakınmadan söyler:

“Çalış” dedikçe Şeriat, çalışmadın durdun,
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun,
Sonunda bir de “Tevekkül” sokuşturup araya
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya.

Akif’e göre İlahi Kelam’ı layıkıyla anlayıp eyleme dökemeyen Müslüman âlemi; böylece bu mesajdan uzaklaşmış ve onu farklı amaçlar için kullanmıştır. Kur’an’dan kopuş, İslam’dan kopuş, domino taşlarının devrilmesi gibi ahlaki değerlerden kopuşu getirmiştir. İşte asıl “izmihlal” budur. O; milletini ahirete uzanan bir ileri görüşlülükle Kuran ve sünnete davet etmiş; batıl inançlara savaş açmış; dinin ve ahlaki değerlerin yozlaşması karşısında kalemi aracılığıyla milletini uyarmıştır.

Memleketin sosyal meseleleri ve çilekeş Anadolu insanlarının hâlini; “safha safha” sayfalara taşıdığı ve “safhalar” anlamına gelen “Safahat” adlı büyük eserinde satır satır işlemiştir Akif. Ona göre “Sanat, sanat için değil; hayat içindir”. Asıl hünerinin ise “samimiyeti” olduğunu bu büyük eserinin girişinde şöyle ifade etmiştir:

Bir yığın söz ki, samimiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu bilirim, çünkü ne san’atkârım.”

O tasannu bilmezdi, yani “yapmacık” yollarla sanat taslamazdı şiirlerinde. Sanat için türlü garip şekillere sokmazdı kelimeleri. Ruhunun vahyiyle kaleminden sayfalara dökülürdü sanat; zorlanmadan tabii bir estetik ve âhenkle ifadesini bulurdu söz. Arab’ın aruz veznini nasıl da millî ölçümüz “hece ölçüsü” rahatlığı ile şiirde kullanmıştı; bu yüzden ona aruzun Mimar Sinan’ı denmiştir ve aruza ne de güzel Türkçe söyletmiştir Akif. Diyebiliriz ki aruz; Mehmet Akif’le birlikte artık günlük konuşma dilimizi de sökmüştür.

Sanatında olduğu gibi hayatının her safhasında samimiyeti elden bırakmayan bir duruşu hiç bozmadı o. Samimi bir vatanperver, samimi bir dindar, samimi bir dost; düşüncelerinde samimi bir aydın... Ve asla nabza göre şerbet vermedi o. Rüzgârın yönüne doğru döndürmedi yüzünü. Her zaman, her devirde ve her şartta, neyse o oldu. Nitekim biz de onun samimiyetine, hayat karşısındaki ilkeli duruşuna hasretiz.

Hakkın -her anlamıyla-âşığıydı o. Kelimeleri eğip bükmeden; lafı dolandırıp bulandırmadan güçlünün değil; haklının yanında olan Akif’in “severim mazlumu” diyen yüce gönlüne hasretiz.

İstiklal Marşı; milletin meclisinde alkışlarla okunurken mahcubiyetinden iki büklüm oluşuna ve onu meclis salonundan dışarıya çıkaran tevazusuna hasretiz.

“Sessiz yaşadım, kim, beni nerden bilecektir?” demişti şair. Bu dizedeki iç acıtan sitemi -başımızı başka taraflara çevirerek- görmezden gelmeye çalışmıyoruz asla. Ancak şiirlerinde milletinin ıstırabını haykıran bir şair nasıl sessiz yaşamış sayılır! Bursa’nın işgali sonucu, oradan gelen acı haberler karşısında Bülbül şiiriyle millî bir ıstırapla ilk feryat eden o iken ve akla gelmeyecek hayasızlıklarla milletin şeref ve namusuna el uzatılmasına, Türk’ün mukaddesatının çiğnenmesine “Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!” dizeleriyle yas tutan bir şair nasıl sessiz yaşamış olabilir! Millî Mücadele’de verdiği vaazlarda gür bir sesle millî birliği telkin eden bir vaiz, nasıl sessiz yaşamış olabilir! Yazdığı yazılarıyla aslımıza, özümüze dönmemizi tavsiye eden; iyiliklere, güzelliklere, hayra ve barışa çağıran bir yazar nasıl sessiz yaşamış olabilir! Milleti için milleti ile ağlayan; el açıp dua ettiğinde millet ruhunun derinlerinde yatan şu emeli dillendiren bir şair nasıl sessiz yaşamış olabilir!

Rûhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli,
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli,
Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.

Sessiz yaşadım, diyor Akif. Yalansız, riyasız; gösterişten azade yaşanmış bir ömürden sonra İstiklal Marşı’mızdaki duaya “Âmin!” diyen Asım’ın nesli, Akif’in sesi olacaktır.

“Asım’ın nesli” ve Akif’in sesi olabilmek ümidiyle…

Not: Bu yazı; Feride Turan’ın Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentliği Yayınlarından “Ruhumuzun Emeli: İstiklal Marşı” adlı kitabının “Akif Hakkında Bir Çift Söz” başlığını taşıyan birinci bölümünden (19-28. Sayfalar) kısaltılarak alınmıştır. 

Comments powered by CComment

About the Author

Feride Turan

More articles from this author

OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
SUYUN LİSANI
Suyun lisanı vardır. Hatta lehçelere de ayrılır su, zaman zaman…Büründüğü renge göre anlayabilirsiniz kullandığı dili. Dalgalarına da bakınca ruh dünyasını tahlil edebilirsiniz. Su…Hayatın çözülemeyen sırlarından birisi. Yerine başka bir varlığın asla tercih edilemeyeceği baş tacımız. Olmazsa...
İnstagram Hesabımıza Bekliyoruz
https://www.instagram.com/edebiyatdunyamizcom/
prev
next

Vatan sevgisinin ideolojik boyutuna bakıldığı zaman, Arif Nihat'ın samimi bir Turancı olduğu rahatça görülür. Ölümünden üç yıl önce kendisine sorulan bir mülâkat sorusuna verdiği şu karşılık son derece nettir: "İngiltere Turancı'dır, İsrail'liler de öyle. Bütün bunlar içinde ben Turancı olmuşum, ne çıkar? Hatay, Hatay dedik Hatay'ı aldık. Hatay demek Turancı'lık yapmak demekti. Bugün de Kıbrıs, Kıbrıs diyoruz ve mis gibi Turancılık yapıyoruz. İnşallah onu da alırız. Benim daha nice Turanlarım...

Kaanûnî Sultan Süleyman Hân’ın vefâtı üzerine kalemine sarılan “Sultânü’ş-şuarâ” Bâkî, hâlâ dilimizdeki lezzeti kaybolmamış o nefis Mersiye’sinde, şu beyiti de, Türk Edebiyâtı Müzesi’ne armağan ediyor: “Gün toğdı Şâh-ı Âlem uyanmaz mı hâbdan Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-tınâbdan” [Güneş doğdu, Cihân’ın Pâdişâhı (Kaanûnî Sultan Süleyman Hân) uykudan uyanmayacak mı? Çevresi Gökyüzü genişliğinde olan çadırından dışarı çıkıp görünmeyecek mi?]

Mecnun Leyla’sının köyüne gitmek için, dişi bir deveye bindi. Bir süre yol aldı. Mecnun’un tek derdi, bir an önce Leyla’sına kavuşmaktı. Dişi deve ise, geride bıraktığı yavrusunu düşünmekteydi ve onun tek derdi ise, geriye dönmekti. Mecnun bir an dalıp gitse, elinden yuları gevşetse, deve bunu hisseder ve geriye döner geldikleri köye yani yavrusunun olduğu yere doğru giderdi.

Arap Şükrü Sokağı, sabah akşam değiştirmediğim güzergâhımdır. Eskiden kışları yerler biraz kaygan ve çamurlu olurdu ama öğleye varmadan çabucak temizlenirdi. Şimdi de öyle, esnaf her sabah sulayıp süpürüyor sokağı. Köşedeki meşhur eski balıkçı ve sıra sıra meyhaneler, yıllar geçse de değişmeyen tek görüntüsü sokağın.. Eskiden buradaki esnafların bazısı Rum, bazısı Yahudi, bazısı da Ermeni ve Müslüman imiş… Şimdi çok az kalmış eski sâkinlerden. Yahudilerin birçoğu zengin olunca başka semtlere...

Benim üçkağıtçı bir arkadaşım var. Kırık - çıkık, boyun- bel fıtığı gibi rahatsızlıkların tedavisiyle ilgilenir. Tedavi etmeyi nereden öğrendi bilmem ama müşterilerinin arasında popüler insanlar vardır. Magazin hayatında boy gösterenler, üst düzey elemanlar, tanınmış kişler müşterileri arasındadır. Onlardan aldıkları kartlarla kapıları açar. Kendisini hangi meslek mensubu olarak tanıtırsa inanırsınız.

Dünyamızda büyük diller arasında yıllardır süren ve son zamanlarda etkisini iyice artıran yoğun bir savaş vardır. Bu savaş bazı dillerin hızla yayılmasına, bazılarının önemini kaybetmesine, bazılarının da yok olmasına neden olmaktadır. Eskiden açık ve yok edici biçimde yürütülen dil savaşları günümüzde derin ve sessiz olarak sürdürülmektedir.

Bir Medeniyetin Mimarı Ölümsüz eserleri, sanatları ve sözleriyle Anadolu’yu aydınlatanlar , Anadolu’ya Türklüğün değişmez damgasını vurarak, onu ebediyyen Türk vatanı yapanlar arasında eşsiz mimar Koca Sinan ’ı onaltıncı yüzyıl için örnek göstereceğiz. İstanbul’daki Şehzade Camii’nden Edirne’deki Selimiye’ye kadar gökyüzünü kubbe kubbe yere indiren, sonra da yayından fırlamış bir ok gibi minare minare gökyüzüne ağan medreseler, kitaplıklar, imaretler, hastahaneler, türbeler, sebiller,...

Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul'da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih'in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde (Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi geçmektedir) dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Ragif'tir. Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelmektedir ve bu rakam Akif'in doğum tarihidir. Akif, Osmanlı devletinin hasta adam ilan edildiği ve bu görüşün dönemin devlet adamlarına ve aydınlarına uğursuz bir hastalık...

“Bin dokuz yüzlü yılların başı. Türk tarihinin hüzün dolu yılları da denilebilir bu yıllara... Koskoca imparatorluk çökmüş ve onun düşmanları en iyi payı alabilmek için hiç zaman kaybetmeden, bütün güçleriyle saldırıya geçmişler. Türk insanının elinde avucunda kala kala küçük Anadolu toprak­ları kalmış. Fakat düşman ona da razı olmamış. "Türklerin elinde hiçbir şey kalmamalı. Onların yeri Asya bozkırları. Türkleri oraya sürmeliyiz." düşün­cesiyle acımasızca saldırmışlar. Yemen'de,...

Geçmişinde imparatorluk tecrübesi olan milletlerin ortak kaderidir göç. İnsan, kendi isteğiyle, kök saldığı topraklardan başka bir coğrafyaya kolay kolay gitmek istemez. Gitmek zorunda kalırsa da çoğu kez yanında hatıralardan başka bir şey götüremez. Talihli insanlar için bu hatıralar, yeni bir dünyada hayata tutunmanın can simidi olabilirler. Ya talihsizler için, ya çocuklar için? Ya annesini babasını, bir tek teyzesi dışında, bütün akraba ve tanıdıklarını kaybettikten sonra, çocukluk...

İnsân! Gündüz yürürken diri, uykuda ölü... İnsan! Nefsiyle ölü, gönlüyle diri... İnsan! Bir elinde aklı, diğerinde kalbi... İnsan! Geçmiş ve geleceğin tam ortasında biricik şimdi! Ve insan Hakk(ın) yolcusu bu âlemde! Hakkın sûreti!

Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça Ağabey'e yakışan bir tarifti bu. Bu hafta Alaeddin Yavaşça'dan bahsedelim kısmet olursa. Bir sanatçı nasıl yetişir, nasıl olur, nasıl olmalı. Söylediği şarkıları dinleyelim. Kulaklarımız temiz sesler duysun.

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech