Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Prof.DR. Hilmi ÖZDEN">
(Okuma süresi: 6 - 11 dakika)
Bunu okudun 0%

hutbe

hutbe
Bir Ramazan ayı başlangıcının öncesi cumada vaaz veren konuşmacı hoca önce Türkçe, Sonra Arapça, en sonra da İngilizce konuştu. Bunun üzerine. Önce “müezzine” ve “cemattaki bir ilahiyat hocasına” aramızda “İngiliz misafir mi var dedim”. Onlar “hayır, bizde anlamadık, niye böyle konuştu” dediler. Bunun üzerine ayağa kalkarak cemaata hitaben "Is there any english man in this here" (Burada İngiliz herhangi biri var mı?) diye seslendim. kimse el kaldırmadı. Namazı kıldıracak hoca “namazdan sonra konuşalım” deyince ona ; "vaktimizi vaaz'a aldırıyorsun" dedim ve namaza başladık.

Namazdan sonra kendimi İngilizce tanıttım. ve:Iam sorry, I didn't understand you, Mr. Hoja, (özür dilerim, seni anlamadım, Mr. Hoja)"Why did you tell about: Islamic subjects to us in English language "(niçin İslami konuları bize ingilizce anlattınız?) "there are a lot of foreign studens therefore I must speak English language" (Çok yabancı öğrencimiz var, bu yüzden İngilizce konuşmalıyım) deyince, "Our foreign students speak Turkish language very well" “It isn’t necessary”. (Bizim yabancı öğrenciler mükemmel Türkçe konuşur) (gerekmez) dedim. Türkçe olarak "İngilizce vaaz verdiğim için tebrik etmeniz gerekirken eleştiriyorsunuz" deyince "congratulations"(Tebrikler) dedim bunun üzerine Türkçe konuşmaya devam etti. Bende: camide İngilizce vaaz vereceğine İngilizce article(makale) yayın sayını artır demek durumunda kaldım. Namaz öncesi soru olmaz deyince, "sizin ne ayrıcalığınız var? Hz. Peygamber’e (SAV) ve Hz. Ömer'e(RA) namaz öncesi ve hutbe sırasında cemaat istediği gibi sorardı" dedim. Nedendir anlamadım "Kürsü benim, istediğim şekilde konuşurum" diyerek, beni şunu söylemek zorunda bıraktı "bizde cemaatiz ve camiinin esas sahibi biziz".Daha sonra Müftü Beyi arayıp “böyle bir uygulama emri verildi mi yahut uygulama var mı idi? diye sorduğumda” Müftü Bey “böyle bir emir ve uygulama yok” demiştir.

TÜRKÇE’DEKİ VATAN-I

Hünkar Hacı Bektaş; din adamı, mütefekkir, mutasavvıf ve bir Türk Milliyetçisi idi. Bu özellikleriyle insanların gönüllerini fethetti. Hacı Bektaş, Suluca Karahöyük'ü bir irfan mektebi hâline getirdi. Geleceğin birçok mutasavvıf ve bilginleri de burada yetişti. Bunları çeşitli diyârlara gönderdi. Bunlardan Yunus Emre'nin hocası olan Taptuk Emre, Sarı Saltuk, Geyikli Ahmet Baba, Abdal Musa, Ahî Evren, yıllar sonra aynı gönül ırmağından su içen Balkan ülkelerinde büyük hizmetler gören Kızıl Deli Sultan (Seyyid Ali), Anadolu’da Kaygusuz Abdal ve Pîr Sultan Abdal bunların arasında idiler.

Yunus Emre, millî dili ve tasavvufi fikirleri ile Türkçe konuşan unsurun “Kutup Yıldızı ” oldu. Türk unsurunu yıkılmaktan ve yok olmaktan kurtardı. Kardeş kavgalarını önledi.  O dönem Yunus’un dünyaya geldiği Anadolu coğrafyasında millî dili, millî kültürü ihmal edenler vardı ve bunlar Selçuklu sarayında, devletin ve hükümetin içinde idiler.

“Anadolu’ya Selçuklular gelmeden önce; Milleti ve onun devletini parçalamak isteyenler, milletin içine, ayrı iki kültür demek olan yabgu (millî kültür) ve sultan (yabancı kültür) ikiliğini sokmuşlardı. Tuğrul Bey, 1063'de Bağdat'a gelip Halifenin kızı ile evlendi. Kendi kızını Halife ile evlendirdi. Millî kültürden, zaman içinde uzaklaştı. Yabgu kültürü (millî kültür) hor görüldü, saraydan uzaklaştırıldı. Yabgular, millî kültüre sahib olanlardı. Musa Yabgu etrafına toplanan kalabalık Türkmenler'le;  (1064) ve aynı milli zihniyet ve düşüncede olan Kutalmış Yabgu da, etrafına toplanan Türkmenler'le 1065'de Sultan Tuğrul'a isyan etti. 1071 Malazgirt savaşından sonra Yabgular ve bu arada Kutalmış Yabgu'nun oğlu Süleyman Yabgu, Hasan Yabgu ve İbrahim İnal Yabgu, etraflarındaki Türkmenler'le beraber, tabir caiz ise, imparatorluğu kuranlar, imparatorluğun batı sınırlarına (uçlara) sürüldüler. Bir İranlı olduğu halde Nizam-ül Mülk, bu ikiliğe, dolayısı ile dahili isyanlara bir son vermek, daha kurulurken, yıkılışı önlemek için imparatorluğu kuran Yabgular'ın da, imparatorluk idaresine katılmasını, Türkmen askerlerinin de sarayda ve orduda bulunmasının yararlı olacağını, bu devlette onlarında hisseleri bulunduğunu söyledi. Fakat sultanlardan fazla dinleyen olmadı. İmparatorluğun batı sınırına sürülmüş olan Yabgular, başlarında Süleyman Yabgu (Şah) olduğu halde, Anadolu'ya girip 1078'de Anadolu Selçukîlerini kurdular. Büyük Selçukiler de önce dörde bölündüler. Sonra 1157'de İran ve Arap kültürü içinde eridiler ve yok oldular. Bir devlet veya imparatorluk da, milletin, millî ve dinî kültürünü dejenere etmek, onun idare ettiği unsuru asli olan milletin yabancı kültürü içinde temessül (şekillenme) edilmesine lakayt kalmak, onu yok etmek için yeterli ve kâfidir. Büyük Selçukiler bu hatayı yaptıkları, yabancı kültür içinde yıkıldıkları gibi, Anadolu Selçukiler'i de aynı hatayı tekrar ettiler. Yabancı kültür içinde yıkıldılar. Ebül Gazi Bahadır Han, Secere-i Türki'sinde "Büyük Selçukiler, Türkmenler' e karındaşız dediler. Fakat karındaşlarına bir faydaları dokunmadığı gibi, karındaşlarını Anadolu'ya sürdüler. Karındaşlarının kendilerinden uzak tuttular. Düşmanlarını, karındaş edindiler" diyor” (1) 

“Bu arada, Karamanoğulları'nın Milli Kültür açısından 1235-1500 arasında 265 sene devam eden (ekonomik, sosyal, siyasî ve özellikle millî kültür ve yabancı kültür mücadelesinde olan ve bundan kaynaklanan tarihi oluşum ve gelişim mücadeleleri zinciri içinde) rollerini unutmamak gerekir.  Anadolu Türk'ünün, yabancı kültür ile eriyip yok olmak üzere iken, millî dil, millî kültür, millî âdet, ananeleri, ile yabancı kültürün karşısına çıkmaları, onunla hayatları bahasına mücadele etmeleridir. Böyle bir mücadele zincirinde Karamanoğulları devri altın bir halka devridir. 13-15. asırlarda, Anadolu Türklüğü, İran Selçukileri, Suriye Selçukileri gibi Arap ve İran kültürü içinde yok olurken ve de buna mâni olacak etrafta kimse de yokken, bir avuç Oğuz Türk'ünün başına geçen Karamanoğlu Mehmet  Bey,"milli kültür ve istiklâli, millî gelenekler içinde ortaya atılmış ve 1277'de Konya'yı zabtetmiştir. Bir ferman ile "Bugünden itibaren Divânda, Dergâhta, Bargâhta, çarşıda, pazarda, yolda ve sokakta Türkçe'den başka dil kullanılmayacaktır" diyerek Arapça ve Farsça dillerini yasaklamış, Türkçe'yi resmî dil ilân etmiştir. Mehmet Bey'den sonra gelen evlâtları ve torunları Şemseddin, Fahreddin, Bedreddin, Burhaneddin, Seyfeddin gibi unvanlar kullandıkları gibi medreselerinde Arapça, edebî eserlerinde Farsça dil kullanmaya devam etmişlerdir.  

Büyük çoğunluğu Oğuz boylarından Salurlar'ın Karaman uruğundan gelen Karamanoğulları kimlerdi?  Miladî 920'den sonra Harzem Maveraünnehir ve Horasan havalisine inerek muhtelif Müslüman Türk devletlerinin hizmetlerinde çalışmaya başlayan Kınık Oğuzları ile birlikte, Karamanlılar'ın mensub olduğu Salur Oğuzları' da, Kınıklarla karışık ve onlarla beraber aynı havaliye indikleri, aynı devletlerin hizmetlerinde çalıştılar. Bu arada 984 tarihinde İslâmiyeti kabul etmişler. 1015 tarihinden itibaren de Anadolu'nun fethi için yapılan muharebelere iştirak etmişlerdir. Yine Selçuklular ve daha birçok Oğuz kabileleri ile birlikte Anadolu'ya gelip yerleşmişlerdir. 24 Oğuz boyunun bütün şubelerine Anadolu'da, daha geniş bir deyişle, Ön asya'da tesadüf edilmesinin sebebini, aynı hâdiselere tekmil boyların iştirak etmesinde, yeni fethedilen yerlere önce göçebe, sonra yarı göçebe, daha sonra da tamamen yerleşmiş olmalarında aramak lâzımdır. Bu itibarla büyük kabilelerin olduğu gibi Selçuklular'ın mensub olduğu Kınık kabilesiyle Karamanlılar'ın mensub olduğu Salur kabilesi aynı tarihî hâdiseleri yaşamış, aynı içtimaî ve iktisadî mukadderatı paylaşarak yaşayıp gelmişlerdi. Bir misâl olarak şunu arzedelim ki bir Türk devleti, bir Oğuz boyu -kabîlesi- veya şubesi tarafından kurulmamış, sevk ve idare edilmemiştir. Buna 24 Oğuz boyunun bâzan yarısının, bazen üçte ikisinin katıldığı tarihî bir hakikâttir. Selçuklu devletinin Osmanlı devletini yalnız Kınık'lar veya yalnız Kayılar kurup idare etmediği gibi Akkoyunlular'ı yalnız Akkoyunlu kabîlesi, Karakoyunlular'ı yalnız Karakoyunlu kabîlesi. Karaman devletini yalnız Salur kabîlesi veya Karamanlılar kurmamışlardır.Karamanlılar'ın sadece Salurlar'dan değil, tarihçe meşhur olan Avşarlar'dan gelen oymakların bulunduğu da kabul edilmektedir.

Avşar, Oğuz Han'ın .üç oğlundan Yıldız Han'ın oğludur. Yıldız Han'ın oğlu Avşar'ın soyundan gelen veya onlara tabiî olan kabilelere Avşar ismi, alem olmuştur. Kınıklar ve Salurlar gibi Avşarlar da 920'den sonra -Üst Yurttan- Harzem, Maveraünnehir, Horasan havalisine inmişler ve 920'den sonra Müslü­manlığı kabul etmişlerdir. 920-1015'e kadar, İslâm aleminde kurulan Sâmânoğulları, Gazneliler, Karahanlılar hizmetinde Kınıklar, Salurlar, Bayatlar gibi Avşarlar da çalışmışlardır. 1015'ten itibaren bunlar Önasya'nın ve bu arada Anadolu'nun fethine iştirak etmişlerdir.

Taht kavgaları sırasında; 15 Mayıs-Haziran 1276 da Karamanoğlu Mehmet Bey ile  Selçuklu şehzadesi Siyavuş birlikte Konya'ya girdiler. Şehrin ileri gelenleri gelip Siyavuş'a biat ettiklerine dair ant içdiler. Mehmet,Bey, Siyavuş'un saltanatını kurtarmak için sultanlar türbesinde bulunan sancak ile çetrin getirilmesini istedi. Bunlar getirildi. Siyavuş bir merasimi mahsusa ile Selçuk tahtına çıkıp oturdu. Aynı gün büyük bir divan aktedildî. Divânda önemli kararlar alındı. Başlıcaları şunlardır:

1- Hutbenin Siyavuş namına okunmasına, paranın onun namına basılmasına karar verildi. Bu karar icabı olarak 22 mm. kutrunda 3,5 gr. Ağırlığında gümüş para darbedildi. Bu paranın ön yüzünde “Al-Sultan- alâzâm Alaüddünya v'el-din Abul Fetih Siyavuş bin Keykâvus" ibaresi vardı. Arka yüzünde ise "Almin-netüllah darabe be medine Konya Fi hamse su sitte / 675" yazılı idi'' Önemsiz gibi görülen bu küçük sikkenin bulunmasıyla Siyavuş’un Selçuklu hanedana mensup bir şehzade olup İzzeddin Keykâvüs'ün oğlu Siyavuş olduğu da  kat'i olarak anlaşılmıştı. O tarihe kadar şehzadeliği konusunda tereddütler vardı.

2- Resmi lisanın Türkçe olması, Arapça ve Acemce'nin kaldırılması kararlaştırılmıştır. Bu karar bir fermanla her tarafa ilân edilmiştir. Fermanda "Bugünden itibaren Divanda, Dergâhta, Bargâhta, Mecliste ve meydanda Türkçe'den başka bir dil kullanılmayacaktır."deniliyordu. Bu karar ile yalnız siyasî ve askerî bir zafer değil, aynı zamanda kültürel bir zafer de ilân ediliyordu.

3- Mehmet Bey yine bu divanda Siyavuş'un vezirliğini resmen kabul etti. Vezir olan Mehmet Bey, devlet mekanizmasına elbette ki itimat ettiği an be asıl Türk kumandan ve beylerini getirdi. Böylece Mehmet Bey, muvakkat bir zaman için olsa bile memleketi Moğollar'dan, devlet mekanizmasını dönmelerden, lisanı da İran ve Arap tesirlerinden temizledi.Mehmet Bey işleri kendi arzusuna ve emellerine göre idare etmekte idi. Zaten Siyavuş vaktini çok defa ibadetle geçiren, arz konuşan atıl çabuk karar vermeyen kimsenin incinmesini istemeyen bir adamdı. Halbuki böyle ihtilâl zamanlarında bu ruhtaki adamlar hâdiselerden istifade edemezler. Vukuata yeni bir şekil veremezler. Onun bu halini Mehmet Bey de biliyordu. Lâkin başka kimseyi bulamadığı için'" Siyavuş da, Mehmet Bey gibi cesur, gözü pek, mücadeleci, mantık, az çok uzağı görür bir adam olsaydı, hâdiselerin cereyan tarzı daha başka türlü olabilirdi. Etraflarına daha çok kuvvet toplarlar muvaffak olmak ihtimali olabilirdi. Siyavuş'un mânevi bir kuvvet olmaktan başka hiçbir faaliyeti görülmemiş hattâ, son zamanlara doğru, Mehmet Bey için bir yük olmaya başlamıştır. Bütün işler Mehmet Beyin gayreti ile olmuştur.

4- (Barış vergisi) ismiyle bir vergi tarhına karar verilmiştir. Bu kararın icabı olarak yalnız Konya halkından 40 bin akçe tahsil edilmiştir

5- Anadolu'nun her tarafına zafernameler yazılıp gönderilmesine, kendilerine tâbi olmaları için fermanlar, yazılmasına karar verilmişdir. Bu fermana uyanlar, muvakkat bir zaman içinde olsa Siyavuş ve Mehmet Bey'e tabiiyetlerini arz etmişlerdir. Böylece Mehmet Beyin kendi ülkesinden başka Konya, Ankara, Kütahya, Sivas ve mülhakatları. Kayseri, Amasya, Antalya, Sinop, Canik ve mülhakatları Mehmet Bey'in emrinde birleşmişlerdir.” (2)

Bu dönemin büyük ediplerinden Aşık Paşa’nın, (1272-1333).  Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulundu. Bu uğurda ölümsüz eserler yazan ilk Türkçeci şairlerimizdendir. Âşık Paşa, tanınmış mutasavvıf Baba İlyas'ın torunudur. Baba İlyas, XIII. yüzyılın başlarında, birçok Türk bilgini gibi, Orta Asya'daki Horasan Türk bölgesinden Anadolu'ya göçmüş, Kırşehir ve çevresindeki Türkmen oymaklarının şeyhi olmuş, onlarla birlikte Selçuklu Sultanı II. Keyhüsrev'e karşı yapılan Babaî ayaklanmasına katılmıştır. Oğlu Muhlis Paşa, Osman Gazi'nin güvendiği ve saydığı adamları arasındadır. Kırşehir'de yerleşen Muhlis Paşa'nın üç oğlundan en büyüğü Alâeddin Ali'dir. Bu yüzden Alâeddin Ali, baş ağa, yani en büyük kardeş olarak tanınmıştır. Baş Ağa adı zamanla Beşe, sonra da Paşa olarak söylenmiş, şiirlerinde (Âşık) mahlasını kullandığı için de, asıl adı unutularak (Aşık Paşa) adı, her tarafta ün yapmıştır.

Âşık Paşa, din ve tasavvuf bilgilerini Kırşehir'li Şeyh Süleyman'dan öğrenmişti. Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında babası ile birlikte Osman Gazi'nin yanında hizmet görmüştü. Sultan Orhan'ın Osmanlı Beyliğinin başına geçtiği yıllarda, Kırşehir'e gelerek baba ocağına yerleşmiştir.Âşık Paşa, Kırşehir'de, Ahilik örgütünün büyük bir saygıyla bağlandığı “Mürşid”i olmuş, çevresinde toplanan Oğuz Boylarına, dostluk ve kardeşlik ilkelerini aşılamış, onlara Türkçe seslenmiş, eserlerini katıksız öz Türkçe ile yazmıştır. Âşık Paşa, çevresinde yalnız Türkçe ile konuşup, eserlerini Türkçe yazmamış, aynı zamanda, o güne dek moda olan Arapça ve Farsça’ya karşı Türk dilinin güçlü bir savunucusu olmuştur. Âşık Paşa'nın en tanınmış eseri, 12.000 beyitlik Türkçe Garibnâme’sidir. Mesnevî biçiminde yazılan bu eser, on bölüm içinde, dinî ve tasavvufî öğütler veren bir ahlâk kitabıdır. Yıllar sonra, Mevlid sahibi Süleyman Çelebi, Garibnâme'yi görecek ve bu eserden esinlenecektir.Âşık Paşa'nın âruz ve hece ölçüsüyle yazılmış şiirleri, gazelleri, ilâhileri de vardır. Türkçe'ye verdiği önemi şu mısraları göstermektedir: 

"Türk diline kimse bakmaz idi,

 Türklere hergiz gönül akmaz idi.

Türk dahi bilmez idi bu dilleri, 

İnce yolu ol ulu menzilleri.

Bu Garibname eğer Gönül geldi bile, 

Kim bu dil ehli dahi mana bile, 

Yol içinde birbirini yermiye, 

Dile bakıp manayı hor görmeye,

Ta ki mahrum kalmaya Türkler dahi,

Türk dilinden anlayanlar ol haki."  

Hoca Ahmed Yesevî’yi, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’yi, Yunus Emre'yi, Aşık Paşa’yı, Karaman oğlu  Mehmet Bey'i, ve onun izini takip edenleri rahmet ve hürmetle yâd ederiz. 21. Asır Türkiye’sinde, Türkistan illerinde ve nice Türk Yurtlarında Onların temsilcilerine ihtiyacımız var. Aziz Vatanımızdaki “lehçelerimizden yahut boy ve aşiretlerimizin şivelerinden” “yapay diller” icat etmeye çalışarak Türkçemize yapılan yanlışa karşı  Hünkar Hacı Bektaş-i Veli’nin ““İline(devletine ve Milletine), Diline (Türkçe’ne), beline( soyuna) sahip çık” sözünü unutmamalıyız. O Hünkar Yine Buyuruyorlardı ki: “ Ey Türk oğlu bu Memlekette Türkçe  konuş, Türkçe yakar, ibadetini Allah'ın emrince yap!...” (3).

Kaynaklar

(1) (2) Tahsin ÜNAL. Karamanoğulları Tarihi. Berikan Yayıncılık. 2.Baskı. 2007.Ankara.

(3) Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Vakfı Yayınları.
Ayyıldız Matbaası.1988.Ankara.

Comments powered by CComment

About the Author

Prof.DR. Hilmi ÖZDEN

More articles from this author

“NEVÂÎ TARZI”NDA KUŞLARLA YOLCULUK
Aşkın lisanıdır kuş dili. Manayı gizlemek için aşksızlardan, kuşlarda sır olmuştur. Yedi gök altında, yedi deniz üstünde yedi vadiyi aşmak ve Kaf dağına ulaşmak için çırpınanların dilidir. Peki bu maceraya “talip” olan kuşların içinde hangisidir ruhumuz? Ten kafesimizin içindeki can kuşu; talibi...
TARİH GEZGİNİ-24: GASPIRALI’NIN GÖZÜYLE “YENİ YIL BAYRAMI”
Yılbaşını bilmem ama her yılın sonunda çocukluğumdan beri süregelen “Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” tartışmalarının ülkemizde bir gelenek hâline geldiğini söyleyebilirim. Şayet Gaspıralı İsmail Bey’e kulak vereceksek bu tartışmanın bir tarafı olmaktan ziyade -evvela- bütün ön...
OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
prev
next

Gül hüzünle titrerken karanfiller yaş döker, Yürek coğrafyamıza kanlı bir matem çöker. Korkarım takvimlerden yine şubat mı diye, Katmerlenir acılar dönüp baksam geriye. Dokuz yüz doksan iki yılının şubatında, Yıldızları karartan zulmün saltanatında Ermeni’nin yaptığı vahşetle yürek yandı, Katliam kavramı da sözlüğünde utandı. Gece karanlığında saldırdılar barbarca, Ellerinde baltayla doğradılar hunharca… Elleri yüzleri kan, gözleri kan çanağı,

Türk milletinin ve Türk gençliğinin yolu, ancak, Atatürk’ün çizdiği yol dur. Ondan sapmış olanlar, Atatürkçü olamazlar. Atatürk’ü boş yere maske olarak kullanmak tan vaz geçmelidirler...T Aksi halde tarihin huzurunda bunun hesabı nı ağır ödeyeceklerdir. Atatürkçülük dışında milletimize hiçbir yol gösterilemez; aranamaz. Bu yol ki namuslu, mutlu, uygar... Türkiye ’ye çıkmaktadır. Atatürkçülük Atatürk’ün savaşından, inkılâplarından, düşüncelerinden... çıkan ilkeler ve ülküler bütünüdür....

Basit anlamda göstergebilim, göstergeleri inceleyen bilim dalıdır. Çalışma alanına göre iki tür göstergebilim vardır: birincisi bildirişim seviyesinde göstergeleri inceleyen, göstergelerin yüzey yapısıyla ilgilenen “bildirişim göstergebilimi”, ikincisi ise göstergelerin derin yapısıyla ilgilenen “anlamlama göstergebilimi”dir. Edebî çözümleme yöntemleri anlamlama göstergebiliminin alanına girer. Edebî eserler üzerindeki göstergebilimsel çalışmaların asıl amacı, eserin içindeki kelimelerin,...

Türk kadınının tarihte “Vatan” için yaptıklarını anlatmak; değil bu sayfalara kütüphanelere sığmaz. Onlar; Türk’ün “hârim-i ismet” ine* el değdirtmemiş kahramanlardır.1877-1878 Türk-Rus Savaşı esnasında, Nene Hatun’un Erzurum’daki Aziziye Tabyası’na hücumu destansı bir hadisedir. 1877 yılında,Osmanlı vatandaşı olan ermeni çeteleri Erzurum Aziziye Tabyası'na girmeyi başarmışlardı. Tabyayı koruyan Türk askerlerini uykuda yakalayıp kılıçtan geçirdiler. Bu sırada arkadan gelen Rus askerleri ise...

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir haber, Ağlamaktan gözlerim etrâfı artık görmüyor, Hâzret-î Yâkûb'a döndürdü beni hûkm-i kader..." Dinleyenlerin arasında Vehbi Koç da var. Yanındaki Dr. Tarık Minkari'ye soruyor;

Türk dili, birçok eski kelimelerini, yerlerine daha güzellerini buldukça terk etmiş, fakat eskiden beri güzel her kelimesini mutlaka yaşatmıştır. Türkçenin ülkeler, çağlar ve diller boyunca macerası, birçok da bu güzeli aramak duygusundandır. (Bugün de çirkin kelimelere tepkisi, aynı histendir.) Altın, gümüş, demir, çelik vb. gibi, güzel sesli maden adları, Türk dili var olalıdan beri yaşayan ve yaşatılan kelimelerdendir. Gönül sözü de böyledir.

Şiir, sözün imbikten damıtılarak ruhlarına güzellik vermek için mavi semanın altında insanlara dağıtılan aşkın sihirli çağrısıdır. Şiirin çağrısı; sevgi, hoşgörü, iyilik, barış, kardeşlik gibi kalıcı duyguları gönüllere nakşederek çiçeklerle süslenmiş has bahçeleri mutluluk mekânı yapar. Bozkırın kurak beldeleri şiirin büyülü sabasıyla bin bahara dönüşür.

İdil Hanım, sizce müzik nedir? Müziği ne olarak görmek, anlamak gerekiyor. Bir nağme olup yanaklarımıza süzülen, söyleyemediklerimizi dinlediğimiz bir şiirdir musiki. Ruhumuzu bilinmez ufuklara sürükleyen, ilahi duyguların selidir. Acıların en büyüğü gelip kurulduğunda başköşesine dünyamızın, imkânsızlıklarımızın çıkmazlarında, çaresizliklerimizin isyan yangınlarında sihirli bir dost eli gibi uzanan; duygu zenginlikleri ve farklı renkleriyle ruhumuzdaki seyirleri, kalbimizdeki ritimleriyle;...

Leylâ ve Mecnûn hikâyesinin Arap ve Fars edebiyatlarındaki tarihi serüvenine temas ettikten sonra son olarak bu eserin Türk edebiyatındaki tarihsel arka planını ortaya koymak çalışmamız açısından önem arz etmektedir. “Bizim eski şairlerimiz için konudan ziyade onun ifade tarzı ehemmiyetlidir. Esasen Divân edebiyatımız İran edebiyatını örnek olarak aldığı cihetle şairlerimiz, bilhassa ilk zamanlarda mesnevi tarzında olsun, gazel, kaside ve diğer nevilerde olsun, Farsça söylenmiş şeyleri Türkçe...

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde çalıştı. Sonra serbest çalışmaya başladı. Halen Eskişehir de mesleki faaliyetlerine devam etmektedir. Çağrı, Altınoluk, Türk Edebiyatı, Akın, Eğitim Bilim, Dost Kalemler, Size, Anasam, Töre, Anadolu gibi dergi ve gazetelerde, muhtelif...

Ben Türkçenin ezelî bir âşıkıyım. Hepimiz öyle değil miyiz? Türkçeyi muhtelif devirlerinde, muhtelif libaslarla, muhtelif şekillerde gördüm ve sevgilimi o şekiller, o libaslar altmda kendi cevherinde sevdim. Ben eski B â b ı â 1 î (kâtiplerinden) işittiğim süslü dili sevdiğim gibi, Aksaray’da karpuz sergisinde müşteri ayartmak için çığırtkanlık eden Türk delikanlısının türlü zarafetlerle dolu olan Türkçesini de sevdim .

1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim Anadolu, Millet, Ortadoğu, Her gün, Genç Arkadaş, Dost, Türkiye’m) şiir, hikâye, deneme, araştırma yazıları yayımladı. Uzun zamandır YÜZAKI DERGİSİ’NDE şiirlerini yayımlamaktadır. YÜZAKI ekolü şairlerindendir. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmış, yurtdışındaki Türk çocuklarının eğitiminde görev alarak, uzun...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Yılbaşını bilmem ama her yılın sonunda çocukluğumdan beri süregelen “Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” tartışmalarının ülkemizde bir gelenek hâline geldiğini...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech