Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Prof.DR. Hilmi ÖZDEN">
(Okuma süresi: 5 - 10 dakika)
Bunu okudun 0%

mutfaktaki vatan

mutfaktaki vatan
MIHLAMA(MIKLAMA-MUHLAMA-MUĞLAMA-BIKLAMA-KUYMAK)DA VATAN

Bu derleme, mıhlamanın lezzetini bizlere tattıran Muhterem Teyze Annem Pakize Numanoğlu Hanımefendiye ithaf edilmiştir.

Mıhlama “Karadeniz Bölgesi yemeklerindendir”. Peynir (çeçil/telli, Trabzon peyniri),mısır unu, tereyağı ve su karışımından yapılır. Yapılışı: Tereyağı tavaya konur ve yanmamasına dikkat edilerek eritilir. Sonra mısır unu konarak rengi değişene kadar yakmadan kavrulur. Dikkatli bir şekilde bir bardak soğuk su (yahut su süt karışımı) ilave edilir. Su kaynamaya başlayınca peynir azar azar konur. Peynir tereyağında erimeye başlar. Dibi tutmaması için hafif karıştırarak pişirilir. Sıcak olarak yenilmelidir. Mıhlamanın ana malzemesi peynir ve tereyağının Türk Mutfak Kültürü Tarihindeki yerini inceleyelim:

PEYNİR

Peynir Çeşitleri

Peynir ayrı bir mayalama yolu ile elde edilen bir süt mahsulüdür. Bunun için de peynirin çeşitleri pek çok ve karışıktır. Gerçi bugün bile hurut ve çökelek gibi kurutulmuş süt mahsullerini biliyoruz. Eski Türklerde de bu mahsuller, aşağı yukarı aynı anlayışı ve aynı adı taşıyorlardı. Buna rağmen, peynirin türlü çeşitlerine, kurut ve çökelek denmekten de geri durulmuyordu. Yani, peynire de, eski metinlerde kurut veya lor adı verildiğini görürsek, şaşmamalıyız.[1] Mıhlama yapımında lor ve beyaz peynir kullanılmamaktadır. Daha kaliteli peynirler tercih edilir.

“Bışlak” sözü, peynir anlayışını karşılayan, en eski Türkçe söz idi Bu Türkçe söz, Arapça gerçek karşılığı verilmiş olarak, ilk defa İbnü-Mühenna Lûgatı’nda görülür. Bışlak deyişi, bu çağda Moğollar tarafından da kullanılmakta idi. Belki de Türkçe piş-, biş- kökünden gelen bu deyişi, Türk lehçeleri içinde, yine peynir olarak, Anadolu halk ağızlarında da görüyoruz. Afyon Emirdağ’ındaki Karaçay Türklerinden derlenmiş olan bu bışlak sözü, Türk kültür tarihi bakımından önemli bir belgedir. “Peynir” sözü, aslında Türkçe bir deyiş değildir. Türkçeye Farsçadan girmiştir, ilk defa Mısır Memlûklarının Türkçe sözlükleri ile, eski Anadolu metinlerinde görülür. Mısır’da yazılmış sözlüklerde, benir, penir, beynir gibi Farsça formlarda da görülürler. Fakat en mühim olanı, aynı sözlüklerde, yine peynir karşılığı olarak çıkıt, çiet gibi, henüz daha tam olarak okunamamış ve münakaşası yapılamamış bazı Türkçe deyimlerin de görülmesi idi. Peynir mânasına gelen diğer Türkçe bir söz ise irimçik deyişidir.[2]

“İrimçik” deyişi de, ilk önce Mısır Memlûk Türklerinde görülür. Bilindiği üzere bu lehçenin Anadolu ile yakın ilişkileri vardır. Fakat Batı Türklüğünde görülen bu deyiş, henüz daha tam manası ile peynir için kullanılmamakta idi. Daha çok “yoğurt yapmak için süt kaynatılırken, kesilmiş olan süte, bu ad verilirdi. Hâlbuki Orta Asya lehçelerinde irimçik, doğrudan doğruya peynir demektir. Bundan da anlaşılıyor ki, peynir yapmanın türlü usulleri vardı. Eskiden her peynir adı verilen yiyeceğin, bugün yediğimiz peynirleri ile aynı olmadığını da, unutmamamız lâzımdır. Tabii olarak peynirlerin de, birçok çeşitleri vardı. Meselâ bazı Orta Asya Türkleri beyaz peynire, agrımşık adı da verirlerdi. Başka örneklere bakınca, bunun aslının, ak-erimişik, yani “ak, beyaz peynir” olduğunu da görüyoruz. Aslında bu deyimin, erimiş, erime sözlerinden gelmiş olması da, çok muhtemeldir. Türlü çağlardaki peynirler arasında görülen ayrılığı belirtmek için, bugün Türkiye’de yediğimiz peynirlerin, Avrupa peynirleri ile aynı olmadığını da hatırlatalım, irim sözü aslında Türkçede, “girdap, çevrinti” mânâsına gelir. Teleme peyniri gibi adların da, peynirin şekli dolayısı ile verilmiş olması, çok muhtemeldir, “İremçik peyniri” deyişine, Anadolu’da da rastlanır.[3]Çökelek-çekelik ekşimik ve varyantları (Anadolu’nun batı yarısı ve Trakya),Işimik (Balıkesir), ılaşık (Kocaeli), iyişmik (Afyonkarahisar), kesik(Afyonkarahisar, Isparta, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir, Sakarya, Bolu, Kastamonu, Çankırı, Amasya, Kırıkkale, Tekirdağ, Edirne), minci-minzi(Trabzon, Rize, Samsun, Gümüşhane, Artvin), lor-nor-nur (İstanbu, Edirne, İçel, Bursa, Konya, Balıkesir, Bilecik, Isparta, Adana), oğuntu (Sinop), piliman(İzmir), süt çürüğü (Elâzığ), torak (Diyarbakır, Sivas, Muş, Bitlis, Urfa), urda(Çanakkale), ulaşık (İstanbul, Samsun, Çanakkale, Kocaeli) bunlardandır. [4]

Karadeniz bölgesinde değişik isimlerle anılan mıhlama peynirinin de en önemli özelliği yerken peynirin tellenip sakız gibi uzamasıdır.

Mıhlama peyniri nedir? Karadeniz’in yaygın yemeği kuymak’ın en önemli özelliği yerken peynirin tellenip sakız gibi uzamasıdır; bu nedenle peynir kalitesi çok önemlidir. Lor veya beyaz peynirden olmaz. İmansız peynir denilen ve Karadeniz’in kuymak yapılan yöresel peyniri çiğ sütten elde edildiği için alındıktan sonra geniş ve derin bir kabın içine konulup üzerine el yakacak sıcaklıktaki su dökülerek su soğuyana kadar bu suyun içinde bekletilir. Daha sonra istenilen büyüklükte dilimlenir. Kullanılacak olan yere göre bazen hafifçe tuzlanır.[5]Mıhlama da kullanılan Karadeniz bölgesinde yağsız inek sütünden veya koyun sütünden yapılan pide biçiminde peynir çeşidine “koloti” peyniri de denir.[6] Ordu, Trabzon, Gümüşhane, Bingöl (Kiğı ilçesi), Rize –Kolotu-Kolot, ocak ya da tandırda pişirilen una yoğurt, yumurta ve yağ karıştırılarak yapılan ekmek, bir çeşid pide[7]demektir. Peynirin pide biçiminde olması peynire de adını vermiştir.

 

 “Türk coğrafyasında imansız peynir”:

Civil (Artvin, Erzurum), çeçil (Amasya, Artvin, Kars, Erzurum), çiğleme(Aydınlı aşireti-Amasya, Tokat, Kayseri), deleme (Samsun, Kars), dıngaz(Balıkesir), teleme (Çanakkale) gibileri de yağı alınmış sütten yapılan peynirlerdir ki bunlara alelıtlak “imansız peynir” adı verilir. Bunlardan çiğleme (Amasya, Tokat, Ordu) ile deleme (Azerî köyleri — Amasya, Kars, Erzurum, Sivas, Gümüşhane) aynı zamanda pişirilmeden büyük kazanlarda toplanıp yağı alınan süt ve yeni yavrulayan ineğin ilk sütünden yapılan yoğurt (sırasıyla Rize ve Kars, Kerkük) anlamlarına da geliyor. Yukarda ki torak, Çağatay kökenli bir kelime olup lor dahi Farsça aynı şeyi ifade eden lûr’dan muharreftir. Bu dilde lûrâ da, çobanların sütten yaptıkları, teleme tabir olunan şeydir.[8]

Ağız veya taze süt üzerine incir veya yaprağından çıkan beyaz sıvıyı damlatmak suretiyle yapılan süt kestirmesine teleme-teleme peyniri (Adana, Van, Bursa, Amasya, Gaziantep, Mersin, İstanbul) denir ki işbu maruf yumuşak peynir beyaz tenli tombulca hanımlara alem olmuş: “teleme peyniri gibi avrat” denir bunlara (İstanbul). Teleme’nin aslının deleme olup bunun Farsça olduğunu Bürhan-ı Katı Tercümesi teyid ediyor: “Deleme (Farsça.): … Delememânasınadır ki amme teleme derler- Taze süde maya çalıp karıştırarak taze peynir gibi münakit olur. Çobanların büyük ikramıdır”. “Çobanın gönlü olursa tekeden teleme çalar” der Antep’li.

Yunus da:

“Yunus bilmez kendi halin

Çalaptır söyleden dilin

Bir nicesi yeni gelin

Ak teleme yüzler yatur”

Demiş. Güzel avradın tarifine hep ağartı’ların dahil olmasında bozkırın yaşam tekniğini görüyoruz. Gilgil peyniri, namı diğer teltel peyniri (Artvin), taze sütten maya ile kesilerek elde edilir. Pişirilip mayalanmış sütten hasıl olanı da uyanuk(Eskişehir, Edirne, Bursa) tesmiye edilir.[9]

 

TEREYAĞI

“Tereyağı”, eski Anadolu kitaplarının bir çoklarında, kere yağ adı ile adlandırılırdı. Aynı deyişi Kıpçak ve Mısır Memlûk Türklerinde de görüyoruz. Sağ yağ gibi, çok eski bir özlük taşıyan Türk deyişlerini de, Anadolu’da görmüyor değiliz. Sarı yağ deyimi ise daha çok, yaygın olarak eritilmiş veya taze olarak elde edilmiş inek yağlarına denirdi. Eski Türk kaynaklarında, bu deyime de rastlıyoruz. Bu gibi sözler, Anadolu’da olduğu kadar, Orta Asya’da da yaygındır.[10]

Konumuzla ilgili olmasa da Karadeniz yöresinde yumurta yemeklerinden bazıları da “Mıhlama” adıyla bilinmektedir. Bu yerlerde Mıhlama yapılırken, patatesli karışıma kavrulmuş kıyma da konur. Bazı yörelerde patates konulmadan sadece kıyma ile bazılarında da kaşar peyniri ve mısır unu ile Mıhlama yapılır.”[11] Borana-boranı vs.’nin karşılıkları arasında yumurta, yağda kızardıktan veya suda haşlandıktan sonra üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yapılan yumurta (Isparta, Burdur, Balıkesir, Kütahya, Eskişehir, Kocaeli, Kastomonu, Zonguldak, Çorum, Samsun, Sinop, Amasya, Antalya, Konya, Tokat, Ankara, Kerkük) ıspanak, yoğurt ve yumurta ile yapılan (Erzurum) tarifleri de var. Kaygana, kayağına-kaygama varyantları ile birlikte omlet (Rize, İzmir, Bursa), kayganada zeytinyağında kızarmış yumurta üstüne yoğurt dökülerek yapılan yumurta (Aydın) oluyor. Bu aynı tariflere, Anadolu’nun her tarafına şamil olmak üzere cübır-cılbıra-cükır-cilbir ve sair varyantları aynen uymaktadır. Kuymak da, Erzurum’da peynirli omlet karşılığında kullanılıyor. Kürü, Ankara’da yumurta, Kars’ta balık yumurtası, havyardır. Söğürme, haşlama yumurta (Kars), kestirme, limon ve yumurta ile terbiye (Ordu), telemen de rafadan yumurtadır (Niğde).[12]

Rafadan Arapça refdaridan muharref olup XVI. cı asırda urfadan, rufadan şekillerinde kullanılmıştır.[13] Halıcı (1997)’nın Karadeniz bölgesi yemekleri ve yemek alışkanlıklarını saptamak amacıyla, il merkezlerinden 5’er kişi olmak üzere toplam 85 kaynak kişiyle yaptığı araştırmada, Rize civarının yemek tipleri ve yemekle ilgili alışkanlıklarının,  bazı küçük değişmeler dışında, zaman içinde fazla farklılık göstermediği görülmüştür. Geçiş dönemlerinde eskiden ziyafet verilirken günümüzde pasta ve meşrubat ikramı yapıldığı bulunmuştur. Her ilin özgün üçer yemeği seçilerek standartlaştırılıp, Besin değerleri bulunmuş ve fotoğraflanarak verilmiştir. Rize iline özgü yemeklerden de hamsi kayganası, mıhlama, mısır çorbası standartlaştırılmıştır. Karadeniz bölgesinde yöre ürünleriyle şekillenmiş ve göçler nedeniyle zenginleşmiş bir mutfak kültürü bulunduğu saptanmıştır.[14] Kastamonu/Tosya’da ise, mıhlama şu şekilde yapılır: 1) Öncelikle, isteğe bağlı miktarda (bâzıları az soğan, çok kavurma; bâzı kimseler ise, çok soğan, az kavurma tercih edebilirler) hazırlanan miktarda “dikine dilimlenmiş” soğan ve “kavurma”, sâdeyağda (tereyağı) veya zeytinyağında “öldürülür”. Soğan, pembemsi bir görünüm almalı, ancak yakılmamalıdır. 2) Soğan ve “kavurma” karışımı istenilen kıvama geldiğinde, üzerine yumurta kırılır (yumurta miktarı da isteğe bağlıdır). Mıhlama, usûlüne uygun olarak yapılmak isteniyorsa, mutlaka kavurma kullanmak gerekir. 3) Yumurta kırıldıktan sonra, yine isteğe bağlı olarak, az ya da çok pişirilir. Önemli olan, yumurtanın “ak” kısmının pişmiş olması ve yumurtanın üzerinde şeffaf/yapışkan bir sıvı kısmın kalmaması. 4) Yumurta istenilen kıvamda pişirildikten sonra, üzerine ─başka bir tavada, yakmadan eritilmiş olan─ sâdeyağ dökülür. 5) ve, hazırlanan mıhlama, şâyet var ise, bakır sahanlarda ikram edilir.  [15].

Sonuç

Türk Kültür coğrafyasında büyük bir öneme sahip mutfağımıza sahip çıkılması ve onun muhafaza edilerek zenginleştirilmesi gerekmektedir. Türk’ün damak zevkinin zenginliği dünyada nadir milletlerde mevcuttur. Bunu devam ettirmek ve geniş Türk coğrafyasında yemek kültürümüzün ipuçlarını ortaya çıkarmalıyız. Türkistan, Türkiye, Balkan ve diğer Türk Yurtları halkiyat araştırmaları birlikte yürütülmelidir. Bu sayede zengin bir coğrafyanın muhteşem kültür ve irfanı sinir ve damar ağları gibi birbirleri ile buluşacaktır. Günümüzde maalesef Türkiye’ye dayatılan farklılıkları öne çıkarmaktır. Halbûkî farklılıklarla beraber ortak paydamız birlikte ele alınmazsa Türkiye’miz için sıkıntılı günler gelecek demektir. Mutfak, halk sanatları, kilimler, halılar, çorap desenleri, oyunlar, düğünler, ağıtlar, masallar, destanlar, kız ve gelin kıyafetleri, başlıkları ve bir milleti millet yapan bir çok unsur bölgelerimize hapsedilmemelidir. Tabii ki yöresel bir takım farklılıklar olacaktır. Lakin bunu millî kültür ve tarihimizden koparmaya hiç birimizin hakkı yoktur. Türkçedeki ağız farklılıklarını lehçeler, lehçeleri dil farklılıkları göstermek gibi yapay gündemlerle karşı karşıya bulunmaktayız. Mutfağımızdaki çorba, odamızdaki sofra, evimizdeki kilim, bahçemizdeki çınar bizlere atalarımızın mirasıdır. Türk insanı geçmişle bugünü, bugünle yarını buluşturan bir ufka sahip olmalıdır. Bugünkü Türklerin yarınlara ve insanlığa karşı sorumluluğu ve borcu kainatlar kadar büyüktür.

Hilmi ÖZDEN

 


 

[1] Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, cilt 4, T. C. Kültür Bakanlığı, Ankara, 2000, s. 29-30.

[2] Bahaeddin Ögel, a. g. e., s. 30.

[3] Bahaeddin Ögel, a. g. e., s. 31.

[4] Burhan Oğuz, Türkiye Halkının Kültür Kökenleri, Cilt I, İstanbul, 2002, s.636.

[5] http://www.kolaylezzet.com/

[6] Veteriner Hekimliği Terimleri Çalışma Grubu, Veteriner Hekimliği Terimler Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, İstanbul, 2009, s. 937.

[7] Ömer Asım Aksoy ve Arkadaşları, Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, IV. Cilt, Türk Dil Kurumu Yayınları, İstanbul, 2009, s. 2912.

[8] Burhan Oğuz, a. g. e., s.636.

[9] Burhan Oğuz, a. g. e., s. 638.

[10] Bahaeddin Ögel, a. g.e., s. 14.

[11] Önder Şenyapılı, Damakta Kalan Tatların Akılda Kalan Adları, ODTÜ Yayıncılık, 2. baskı, Ankara, 2010, s. 344.

[12] Burhan Oğuz, a. g. e., s. 700.

[13] Burhan Oğuz, a. g. e., s. 701.

[14] Necdet Dokur, Rize İli Çamlıhemşin İlçesi Köylerinin Yemek Kültürü Üzerine Bir Çalışma, (Danışman: yrd. Doç. Dr. Nermin Işık), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2009 s.18.

[15] Kaynak kişi: Mustafa TEZEL (Eskişehir Türk Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi)

Comments powered by CComment

About the Author

Prof.DR. Hilmi ÖZDEN

More articles from this author

“NEVÂÎ TARZI”NDA KUŞLARLA YOLCULUK
Aşkın lisanıdır kuş dili. Manayı gizlemek için aşksızlardan, kuşlarda sır olmuştur. Yedi gök altında, yedi deniz üstünde yedi vadiyi aşmak ve Kaf dağına ulaşmak için çırpınanların dilidir. Peki bu maceraya “talip” olan kuşların içinde hangisidir ruhumuz? Ten kafesimizin içindeki can kuşu; talibi...
TARİH GEZGİNİ-24: GASPIRALI’NIN GÖZÜYLE “YENİ YIL BAYRAMI”
Yılbaşını bilmem ama her yılın sonunda çocukluğumdan beri süregelen “Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” tartışmalarının ülkemizde bir gelenek hâline geldiğini söyleyebilirim. Şayet Gaspıralı İsmail Bey’e kulak vereceksek bu tartışmanın bir tarafı olmaktan ziyade -evvela- bütün ön...
OKYANUSTAN GELEN SES
Bir pazartesi  günüydü. Dersteydim. Planlamış olduğum konser repertuarımın eserlerinden  birini  seslendiriyorduk. Makam Rast idi . 
BURSA’DA BEN: ÇOCUK NARKİSSOS ve YAŞLIı DİONYSOS
Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân,...
KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN... (Aşık Cemal Divani)
Aşık Cemal Divani. Cemal Divani Erzurum'lu. Oltu'nun Duralar Köyünden. Köylüsü Aşık Mevlüt İhsani'nin çırağı. Cemal Divani günümüzün en iyi aşıklarından birisi. Aşıklar için şöyle diyor;
DERYÂYI SİM İÇİNDE ZÜMRÜT GERDANLIK
Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil,...
prev
next

Her edebî ürün belirli bir zamanın ve sosyal şartların neticesi olarak tezahür eder. Bu gerçek- lik sözlü kültür verimleri için çok daha fazla bir anlam ifade eder. Zira sözlü kültürün ve edebiyatın müstesna örneklerinden olan halk hikâyeleri toplumsal ve sosyoekonomik düzendeki bir değişim ve kırılmanın neticesi bir başka ifade ile yeni bir düzenin yeni edebî verimi olarak ortaya çıkmıştır. Bu makalede yerleşik yaşam ve kültürün edebî verimi olarak karşımıza çıkan halk hikâyelerinde, bir imaj...

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın en fazla üzerinde durulan ve ne yazık ki giderek popülerleşen eseri Huzur , daha ziyade, toplumumuzdaki mecburi kültür değişmelerinin doğurduğu kimlik buhranlarının yansıtıldığı bir roman olarak dikkatlerimizi çekmiştir. Bu yöneliş bizim açımızdan kaçınılmaz olmakla birlikte, daima gözümüzün önünde duran sorunlarımızın ağırlığıyla, Huzur ’da çok önemli bir yer işgal eden ebedî saadeti arayış ve fizikötesi yaşam boyutuna yönelme gayretine ilişkin mistik çırpınışları...

Değer , ‘sosyal hayatta bir varlık, bir nesne, bir faaliyet vb’ne tanınan önem yahut üstünlük derecesidir. Değer, ‘hayata kattığımız anlam ve ona verdiğimiz üstün niteliktir, meziyettir, kıymet…tir.’ belli bir anlamda da. Kişi, dürüstlüğü oranında toplumdaki değerini arttırır ya da düşürür. Bu, belli değer yargısı ile değer bilir kişi/kişilerce belirlenir. Değer yargısı nı toplum hayatı belirler. Ahlak anlayışı , bunun tamamlayıcısıdır. Kişi bu değerlere değer verdiği sürece kendine ve de...

Ömer Faruk Dere İNKILAB YAYINLARI Asırlardır uygulanan ve günümüzde de pek çok kurum çatısı altında veya atölye dersleriyle devam eden meşk sistemi pek çok yönden üstünlükleri olan etkili bir eğitim metodudur. Bu kitap hepimizin yetiştiği meşk sistemine alternatif olarak değil meşk murakkaalarını şerh etmek ve eğitime yardımcı olmak gayesiyle hazırlanmıştır.

Orhan Veli komik bir insandır. Yeri geldiğinde bunu şiirlerine yansıtmaması da olanaksızdır. Hafızası çok güçlüdür Orhan Veli'nin. Arkadaşlarının mektep numaralarını, telefon numaralarını, yolculuk - taşınma - eğlence gibi irili ufaklı olayların tarihleri unutmadığı şeyler arasındadır. Okuldayken yerbilimi kitabının birçok bölümünü ezbere bilirdi. Keyifli anlarında yanındakileri şaşırtıp güldürmek için iki yüz - üç yüz kadar baharat adını, elli - altmış kadar balık adını sayardı.

Türk edebiyatının yaptıkları ve yazdıklarıyla iz bırakan şahsiyetlerinden biridir Abdülhak Hamit Tarhan(1852-1937). Hayatının en küçük ayrıntısı bile yüzlerce sayfalık romana, saatlerce sürecek bir filme dönüşebilecek kadar sarsıcı ve çarpıcıdır. Her şeyden önce o, esaret gerçeğinin yakıcılığını annesinin şahsında yaşamış ve içselleştirmiş bir bireydir. Tanzimat dönemini öğrencilerime anlatırken yaptığım genellemelerden biri şöyledir: Annesi küçük yaşta bir şekilde Kafkasya’dan geldiği için...

Türk dünyası dil, edebiyat ve kültür tarihinin anıt eserleri arasında yer alan Kutadgu Bilig üzerine günümüze kadar çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu çalışmaların son yıllarda da artarak devam etmesi ve yapılan her bir çalışmanın yeni çalışmalara kapı açması, eserin zenginliğine ve Türklük araştırmaları için önemine işaret etmektedir. Eser üzerine gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında her geçen gün ortaya çıkan yeni bilgiler göstermektedir ki Kutadgu Bilig , üzerinde çok daha uzun yıllar...

Sevgili üstadım, 1975 yılında vefat ettiğinde ben on üç yaşındaydım. Kendi kaderine terk edilmiş ücra bir köyde doğup büyüyen bir çocuktum. Köylü bir çocuk olmamın yanısıra gurbetçi bir babanın da oğluydum. Bu nedenle sizinle yüz yüze görüşmek, tanışmak imkânsızdı. Yaşadığım yer, zaman ve olanaksızlıklar bana bu fırsatı vermemişti. Yazık ki sizi o güne değin eserlerinizden dahi tanıma olanağım olmadı.

Türk kozmogenisinde güneş, hilal ve yıldızın önemli bir yeri vardır.Bu yüzden güneş, hilal ve yıldız, proto- Türklerden başlayarak Göktürk, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Türk sembolleri arasında kullanılmıştır.Kaya resimlerinde ve Göktürk paralarında bu üç timsali görmek mümkündür. Oğuz Kağan destanında geçen; ’’Daha deniz daha müren Güneş bayrak gök kurıkan’’ söyleyişi bunun kanıtıdır. Oğuz Kağan burada, ’’Daha deniz, daha ırmak.Güneş bayrağımız, gökyüzü çadırımız olsun.’’...

Olduydu, olmadıydı; uyduydu, uymadıydı; olacaktı, olabilirdi aslında, olmalıydı; şöyle/böyle yapsaydık; böyle olduğunu/olabileceğini hiç hesap etmemiştik; aslında öyle değildi; keşke biraz direnseydik; acaba sonuç nasıl oldurdu ki; ama elimizden geleni yaptık ki … Uzadıkça uzar bu mazeretler. Bahanenin sonu yok. İstediğimiz kadar uzatabiliriz. Haksız olmamıza hiçbir sebep yok elbet. Haklı olan, hep, biziz aslında(!). Biz yapmadı(ydı)k. O öyle(!) oldu(ydu); onu öyle yaptı(ydı)lar(!). Bizim hiç...

Temel bir düşünme alanı olarak felsefenin diğer dsiplinlerle olan ilişkisi her dönem tartışılagelmiştir. Çünkü felsefeyi bu alanlardan birine indirgemeden ya da bu alanları felsefenin nesnesi yapmadan bir ilişki kurmak çoğu zaman mümkün olmamıştır. Örneğin, kimi dönemlerde felsefe dine, sanata ya da bilime tâbi hale getirilmeye çalışıldığı gibi kimi zamanda sanat, din ya da bilim, felsefi sansüre maruz kalmıştır. Felsefe-sanat ilişkisi bunlardan belki de en problematik olanıdır. Sanatta da...

Eskişehir'den çıkarken radyoda bir türkü çalınıyordu; "Kaleden iniş m'olur, Ham demir gümüş m'olur, Evvelden ikrar verip Sabaha dönüş m'olur..." Sonra bir başka türkü, "Evvelim sen oldun, ahirim sensin.." Ve biz bir araba ile kırk beş senelik gönül arkadaşlarıyla, gönül ziyaretleri yapmaya gidiyorduk. Gitmediğin yer vatan değildi. Hatıralar da vatandı. Gittiğimiz yerler adım adım, yol yol biliniyordu. Şu yol şuraya giderdi mesela. Şu yoldan şuraya gitmiştik. Şu köy falanın köyü.

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

Yayınlar

TÜRK EDEBİYATINDA ANLAMIN MERTEBELERİ KAVRAMLAR-EDEBÎ TÜRLER-BAZI ESERLER Bu araştırmanın en önemli amaçlarından biri edebî eserin dünyasına girmeye mâni olan endişelerden mümkün olduğu kadar uzak bir şekilde onların günümüze taşıdığı mesajı anlamaya çalışmaktır.
Gönlümden... Ufuklar Ardı Bizim Babamın ezberinde bir çok şiir vardı. Okuduğu güzel sözleri, şiirleri, kıssaları hemen kısa kısa not ederdi. Bir...
Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî Beğ’in Düşünü Yormasıdır:  “Kara Osman Beğ’imizin atası hörmetli Ertuğrul Gâzî, geçen gün yanına Dursun Fakı ile Samsa...
Yazar         : Prof. Dr. Emine YENİTERZİ Yayınevi        : Selçuklu Belediyesi...
e – KİTAP Yazar : Suzan ÇATALOLUK Sayfa sayısı :139Yayın Numarası: 20e - Yayın Numarası: 6Hikaye serisi : 3Yayın Tarihi: Kasım...
Avrupa Birliği çerçevesi içinde oluşturulmaya çalışılan “Avrupalı kimliği” bir inşa çalışmasıdır. Kuzeydoğuda Ruslar Avrasyacılık ile başat iradenin Ruslardan...

Biyografi

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin halifelerindendir. Kendilerinin doğum tarihi bilinmemektedir. Mezarında H. 1276 (M. 1859) senesinde vefat ettiği kayıtlıdır. Bugün...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta...

Şiir

Geçen ay, kitabevlerinin raflarında kendine has kokusuyla, rengiyle, sesiyle arzı endam eden bir şiir kitabı; baharın kelebekleri, portakal çiçekleri, Arap bülbülleri gibi Çukurova’ya inip bizim fakirhânenin de kapısını çalıverdi. “Ufuklar Ardı Bizim” diyerek gelen Ötüken menşeli bu kitabın...
Ahmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri...
Bekir Sıtkı Erdoğan (d. 1936), Karaman doğumludur. Asker olmanın şi­irine kattığı zengin bir doğa kültürüne sahiptir. Cumhuriyetimizin 50. Yıl...
Behçet Necatigil'in kısacık uzun hayatına bakanlar, onun okuldan eve, evden şiire gittiğini görürler. Yaşamına, ailesinin tanıklığına, mektuplarına,...
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?             Şâir! Hangi şâir? “Şâir değildir” diye...
Mehmet İsmail’in “Ağaçdelen” Şiirini Yeniden Yazma Denemesi: Göy Gapımı Ağaçdelen Döy De Bax! -Türk Dünyasının gururu Prof. Dr. Mehmet İsmail’e sekseninci...

Öykü Roman Masal

“(…) kendime erkek ve kadın hizmetkârlar edindim,  kendi evimde doğan hizmetkârlarım oldu, ayrıca                                                      ...
Kültür kelimesi insan faaliyetlerinin en incelikli olanlarına verilen ad olarak ifade edilmektedir (Eagleton, 2016, s. 9). Bu kavram, Klemm tarafından...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak...
1. EDEBÎ METİNLERİN FİLME AKTARILMA SÜRECİ İlk edebi eserler bilindiği gibi çok eskiye dayanmaktadır. Buna örnek olarak taş üzerine oyularak yazılan...
Balkanlarda 500 yıldan fazla hüküm sürüp bünyesinde onlarca etnik azınlığı barındıran Osmanlı Devleti, batılı sömürgeci devletlerin de çabalarıyla...
Sevinç Çokum, ilk romanlarında ‘millî kültür ve millî bilinç’ etrafında çeşitli meseleleri konu alır. Son romanlarında ise ferdin etrafındaki kültürel dünyayı...

Mülâkat/Söyleşi

Önünüzde tarihi bir kapı var ve siz bu kapıyı elinizde avuç alanınızı aşan bir usta elinde düğülmüş bir açar ile sözün kapısını açtığınızda gelenek ve şiir üzerine döşediğiniz, ruh ve gönül işçiliği ile süslediğiniz şiir otağı nasıl meydana geldi? Soruyu daha çok şiir ve gelenek bağlamında...
Kadıköy'deki Gençlik Kitabevi'nde 11 Nisan 1987 günü düzenlenen toplantıda konuk Necati Cumalı'ydı. Soruları yanıtlayan Cumalı, kadınların daha gerçekçi ve...
Şair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu:  "Kalemin Ucundan Gönül Burcuna" Dr. Özlem Güngör Haberi: Yazarlar...
Türk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni...
Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış. Genç yaşta eşini...
Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir...
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Tarih Gezgini
Tarih Gezgini
İrfan Meclisi
İrfan Meclisi
Edebiyat Sohbetleri
Edebiyat Sohbetleri
Pazar Okumaları
Pazar Okumaları
Gökçe Kızın Dünyası
Gökçe Kızın Dünyası

digertumyazilar

Yılbaşını bilmem ama her yılın sonunda çocukluğumdan beri süregelen “Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?” tartışmalarının ülkemizde bir gelenek hâline geldiğini...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech